İmza Kampanyası – Ali Ekber Doğan’ın Yanındayız

aedoganMersin Üniversitesi İİBF Kent ve Çevre Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Ekber Doğan, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen sabık Tarsus Belediye Başkanının Tarsus’taki belediyeciliği üzerine yaptığı bilimsel gözlemlerle vardığı sonuçları, basınla paylaşmış, sabık başkanın Tarsus’ta “kentin tarihsel mirasına sahip çıkmayan”, “kentsel sosyal yaşamı törpüleyerek kamusallığı daraltan” belediyeciliğini eleştirerek bu tür bir belediyecilik anlayışının, Mersin’in kozmopolitik ve çoğulcu yapısını zedeleyeceğini vurgulamıştır.

Eleştirilen kişi sabık Tarsus Belediye Başkanı ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen bir siyasetçidir. Ali Ekber Doğan’ın eleştirisi bilimsel ve uyarısı, her demokratik ülkede seçilmiş bir belediye başkanının teşekkür etmesi gereken türden bir kent savunmasıdır.

Akademik özgürlük her şeyden önce, araştırma özgürlüğünü ve bu çerçevede temel bilgi yöntemlerini serbestçe kullanma hürriyetini, araştırma için gerekli araçlara ve koşullara sahip olma hakkını ve bilimsel üretme, bilgilendirme, öğrenme ve yayma hakkını içerir. Akademik özgürlük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ile Anayasa’nın koruması altındadır.

AİHM Kararlarına göre, siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu Avrupa ve Türkiye hukuk sisteminde yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, diğer siyasetçilerin, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişiler haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Bir belediye başkanının icraatlarının eleştirilmesi, akademik ve bilimsel özgürlükle birlikte ifade özgürlüğü kapsamındadır.

Hiçbir hakaret içermeyen değerlendirme ve eleştirilerin hakaret olduğu savıyla hazırlanan iddianameyi kabul edilemez buluyoruz. Bu iddianamenin kabul edilerek davanın açılmış olması ise, bilimsel ve akademik özgürlük bakımından ifade özgürlüğü alanında gerçek bir skandaldır. Bu dava, asli görevi toplumsal/doğal hayatı eleştirel aklın süzgecinden geçirerek yorumlamak olan bilim insanlarının tümüne bir gözdağı niteliği taşımaktadır.

Bu iddianameyi ve davayı yalnızca bilimsel ve hukuki nedenlerle değil, ahlaken ve vicdanen de reddediyoruz.

Öncelikle YÖK’ü, Hükümeti, Adalet Bakanlığını ve HSYK’yı derhal göreve çağırıyor ve iddianame hakkında ihbarda bulunuyoruz: Doğan’a açılan dava yargılama başlamadan, kanun yararına bozma müessesi çalıştırılarak geri çekilmelidir! Yargılamanın kendisi de açık bir ifade özgürlüğü ihlali olacaktır!

Biz aşağıda imzası olanlar, 16 Eylül 2014’te Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan bu utanç davasında Ali Ekber Doğan’ı yalnız bırakmayarak, bilimsel ve akademik özgürlüğü, ifade özgürlüğünü savunmak için orada olacağımızı ve herkesi bu utanç davasında Ali Ekber Doğan’ı savunmaya çağırdığımızı kamuoyuna duyururuz.

İmza vermek için http://tinyurl.com/aedogan adresini ziyaret edebilirsiniz.

İmzacılar

34. Sayı – 21. Yüzyılda Direnişler

Kapak_34 rSayı Editörleri: Görkem Akgöz, Aylin Topal

Bu Sayıda
21. Yüzyılda Değişen Toplumsal Hareketler
Senem Atvur

Bu çalışma dünya sistemi İle toplumsal hareketlerdeki değişim arasındaki bağlantıya odaklanmaktadır. 19. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar toplumsal hareketlerde üç dalganın ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Toplumsal hareket dalgaları üretim ilişkilerindeki, mücadelenin katılımcıları, amaçları ve yöntemlerindeki tarihsel değişimlere göre sınıflandırılmıştır. Bu sınıflamada Immanuel Wallerstein’in dünya sistemi olarak adlandırdığı kapitalizmin ekonomik ve toplumsal ilişkilerde yarattığı dönüşüm de belirleyicidir. 21. yüzyılda, küreselleşme ile birlikte kapitalizmin küresel hakimiyeti de artmıştır. Bu süreçte toplumsal hareketlerinin özgünlükleri ve alternatif seçeneklere vurguları açığa çıkmıştır. Bu değişimle bağlantılı olarak 21. yüzyıl toplumsal hareketlerinin sistem karşıtı yönlerini güçlendirecek sınıfsal bir tabanda örgütlenip örgütlenemeyeceği tartışılacaktır. Çalışmanın iddiası, 21. yüzyıl toplumsal hareketlerin katılımcılarının proleter bilince kavuşması ve oluşturulan dayanışma ağının örgütlü bir yapıya dönüştürülmesi ile küresel sistem karşıtı bir mücadelenin yürütülebileceğidir.

Leo Panitch ile Mücadele Stratejileri Üzerine Söyleşi
Görkem Akgöz-Barış Karaağaç, Çeviren: Damla Keşkekci, Onurcan Ülker
21. Yüzyıl İsyan Hareketlerinin Tarihselliği: Neoliberal Çitleme Dalgası, Müşterekler ve Yeni Kamu Uzamı Çerçevesinde Bir Değerlendirme
Ali Ekber Doğan

Bu makalede Aralık 2010′dan bu yana Tunus’tan Tahrir’e ve Occupy Wall Street’e, Puerta Del Sol’dan Takslm’e, oradan Sao Paulo’ya, Sofya’ya ve Saraybosna’ya dünyayı dolaşan İsyan hareketlerinin dünya-tarihsel önemi, müşterekler, (yeniden) müşterekleştirme ve yeni kamu uzamı tartışmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Yanıtı aranan temel soru ise bu süreçte açığa çıkan enerji, olanak ve birikimlerin kapitalizmden kurtuluşu sağlayacak siyasal devrimlerin yolunu döşemek için yeterli olup olmayacağıdır.

Brezilya’da Ekonomik Kalkınma, Toplumsal Değişim ve Siyasi Protestolar: İthal İkamecilikten 2013 Temmuz’una
Alfredo Saad-Filho, Çeviren: Ezgi Kaya
Jessé Souza ile Brezilya Direnişi Üzerine Söyleşi
Tamer Söyler, Çeviren: Tamer Söyler
Adam Hanieh ile Orta Doğu Ayaklanmalarının Ekonomi Politiği Üzerine Söyleşi
Görkem Akgöz-Aylin Topal, Çeviren: Mert Karabıyıkoğlu
Direnişin 20. Yıldönümünde EZLN: “Öteki Kampanya”nın Ardından Meksika Solu için Dersler
Esra Akgemci

Zapatistaların “Öteki Kampanya”sı, Latin Amerika’da son dönemde toplumsal hareketlerle sol partiler arasındaki ilişkinin önemini gösteren en önemli örneklerden biridir. Zapatistalar “Lacandon Ormanlarından Altıncı Deklarasyon”un ardından, Meksika’nın 2006 seçimlerini protesto ederek, seçim siyasetinin ötesinde “başka bir siyaset yapma biçimi” geliştirmek için “Öteki Kampanya”yı başlattılar. Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN/EjércitoZapatista de Liberación NacionalJ’nun bu girişimi aşağıdan yukarı örgütlenme biçimiyle alternatif bir sol program belirlemek ve yeni bir anayasa üzerine formül üretmek üzere geliştirilmiş yeni bir siyasi birlik arayışıydı. Ancak “Delege Sıfır” adıyla Meksika’yı baştan sona dolaşan Subcomandante Marcos, PRD (Demokratik Devrim Partisi) ve onun sosyalist adayı López Obrador’u o kadar sert bir retorikle eleştirdi ki, sonunda “Öteki Kampanya” PRD’nin seçim yenilgisinin esas sorumlusu haline geldi. Bu makale öncelikle EZLN’nin söz konusu seçim sürecinde oynadığı rolü incelemeyi, ardından EZLN-PRD ayrılığına yol açan temel nedenleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Makalede öne sürülen düşünceye göre, Zapatistaların konumu solu iktidara taşıyıp taşımaması açısından değil, Meksika soluna ve daha genel olarak post-neoliberal dönemde Latin Amerika soluna içkin olan çelişkileri ortaya çıkarmış olması açısından önemlidir. Toplumsal hareketlerin bu süreçte oynadığı rol, seçim politikalarının ötesinde değerlendirilmeli ve Latin Amerika solunun çelişkileri bu süreçte toplumsal harekelerle sol partilerin kurduğu ilişkide aranmalıdır. Makale, “Öteki Kampanya”yla birlikte Zapatista hareketinde başlayan yeni dönemi bu açıdan incelemeyi ve EZLN’nin ortaya koyduğu direniş pratiğinin Meksika solunun geleceği açısından önemini göstermeyi amaçlamaktadır.

Dünyanın Atölyesinde Direniş Günlükleri: Çin Emek Hareketinin Dinamikleri
Görkem Dağdelen

Bu çalışmada Çin emek hareketinin dinamikleri Çin’in 1980 sonrası hızlı kapitalistleşmesi bağlamında İncelenmektedir. Kavramsal olarak çalışma Çin emek hareketinin pazarlık gücünün yapısal ve örgütsel kaynaklarını tartışmaya açmaktadır. Çin emek hareketinin direniş stratejilerini ne gibi yapısal faktörlerin etkilediği, özellikle proleterleşme ve yarı-proleterleşme tartışmaları bağlamında incelenecektir. Emek hareketinin örgütsel gücü ise bu gücün unsurları ve son yıllardaki kazanımları üzerinden değerlendirilecektir. Sonuç olarak, bu yazıda hem yapısal hem de örgütsel dinamiklerin Çin emek hareketine sermaye ve bürokratik yapılar karşısında son yıllarda elde ettiği kazanımların ötesinde olanaklar sunduğu iddia edilmektedir.

Kitap Tanıtımı
Dört Dağa Sığmayan Kent: Dersim Üzerine Ekonomi-Politik Yazılar
Ahmet Kerim Gültekin

33. Sayı – Küresel Kapitalizmin Kıskacında Eğitim: Anlama ve Mücadelenin Neresindeyiz?

33kapakSayı Editörleri: Yasemin Özgün, Ecehan Balta

Bu Sayıda
Kapitalist Toplumda Eğitim: Kuram ve Gerçekliğe Genel Bir Bakış
L. Işıl Ünal

Bugün küresel kapitalizmin isterleri doğrultusunda yeniden yapılan(dırıl)makta olan modern eğitim kurumunun, tarihsel olarak modernleşme/sanayileşme sürecinde ortaya çıkan toplumsal ihtiyaçları karşılamak üzere oluşturulduğunu belirtmek mümkündür. Bilginin ve eğitimin metalaşma/ sermayeleşme süreci küresel kapitalizmle birlikte ivme kazanmış, piyasa işleyişini düzenleyen kural ve ilkeler, bilgiyle (ve eğitimle) ilgili tüm toplumsal süreçlerde egemen olmaya başlamıştır.

Küresel kapitalizmle birlikte eğitim sisteminde gerçekleştirilen düzenlemeler, bir yandan eğitime ayrılan kamu kaynaklarının azaltılması, özelleştirme ve özel öğretim kurumlarının yaygınlaştırılmasını içerirken, diğer yandan yükseköğretime geçişin rasyonalizasyonu, okullarla piyasa arasındaki bağın güçlendirilmesi, teknolojik yenileşmenin hızla eğitime aktarılması ve eğitim sisteminin ve eğitim yönetiminin yeniden yapılanması gibi düzenlemeleri kapsar.

Bu düzenlemelerin öğrenciye ve okula yansımaları farklılaşmaktadır. Küresel kapitalizmin hızlandırdığı kentleşme süreciyle birlikte kentin farklı mekânlarında yoğunlaşarak birbirinden kopmuş olan farklı toplumsal ve kültürel kesimlerin eğitime erişimleri ve erişilen eğitimin niteliği farklılaşmaktadır. Bu kesimlerin eğitime yükledikleri anlam ve değer değişirken, aynı zamanda bilgiyle ve eğitimle ilişkileri de yeniden biçimlenmiştir. Eğitimdeki toplumsal ayrışma sürecinin en temel mekanizmaları ise okulun içinde işlemektedir ve en fazla sınıf ve etnisite farklılıklarıyla ilişkilendirilmektedir. Bu anlamda eğitimsel eşitsizlikleri, okul terklerini, okul başarısızlıklarını anlamak için öğrencilerin sınıfsal ve kültürel kimliklerinin analizi önem kazanmaktadır.

Toplumsal bir gerçeklik olarak eğitimin çelişkili ve çatışmalı bir karaktere sahip olduğunu kabul ederek bunu ortaya koymak, eleştirel analiz için bir hareket noktası oluşturur. Okula atfedilen “görece özerklik” yani okulun basitçe bir “toplumsallaştırma” aracı olmayıp, aynı zamanda eğitim bileşenlerinin yetkilendirilmesini/güçlendirilmesini ve kendi kendilerini dönüştürmelerini mümkün kılan bir çelişki ve çatışma alanı olarak görülmesi, eşitlikçi ve özgürleştirici bir eğitim için mücadelenin temel dayanağıdır.

Anahtar sözcükler: Bilginin/eğitimin metalaşması, kapitalist eğitim, özgürleştirici eğitim.

Klasik Marksizm’den Eleştirel Pedagojiye Eğitim Felsefesinde Marksist Yaklaşımlar
Douglas Kellner, Çevirenler: Dilek Çankaya, Işık Sabırlı
Eğitim, Bilgi Ekonomisi ve İstihdam
Derya Keskin Demirer

Bu yazıda, son birkaç on yılın iktisadi dönüşümlerine paralel olarak köklü değişimler geçiren eğitim uygulama ve algılarının hem eğitim hem de istihdamdaki yansımaları çeşitli kavram ve olgular ışığında ele alınmaktadır. Çalışma, eğitim ve ekonominin günümüzdeki kesişme noktalarının birey ve toplum için tehlikeli sonuçlara yol açtığı iddiasına dayanmaktadır. Bu bağlamda, beşeri sermayeden girişimci bireye, bilgi toplumundan bilgi ekonomisine, yaşam boyu eğitimden esnekliğe, hem eğitim hem de ekonomi alanında popüler hale gelen kavramlar, eğitimin tüm tarafları için kanıksanmış gibi görünen bir takım olgular üzerinden ve eleştirel bir bakış açısı ile tartışılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Eğitim, bilgi toplumu, bilgi ekonomisi, istihdam, yaşam boyu eğitim, beşerî sermaye, esneklik.

Emek Süreci Kuramı Bağlamında Öğretmen Emeğinin Dönüşümüne Dair Bir Çözümleme
Halil Buyruk

Bu çalışmanın amacı, eğitimi emek süreci kuramının kavramlarından yola çıkarak analiz etmek, böylece öğretmen emeğinde yaşanan dönüşümü anlamaya yönelik kuramsal bir çerçeve geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle emek süreci kuramına ana hatlarıyla değinilmiş, sonrasında ise eğitimdeki emek sürecine dair yapılan çalışmalar irdelenmiştir. Bu perspektifle öğretmen emeği ekseninde eğitimin neden kapitalist bir emek süreci olarak analiz edilmesi gerektiğine ilişkin bir yaklaşım geliştirilmeye çalışılarak, söz konusu sürecin öğeleri ortaya konmuş ve bunlar üzerinden eleştirel bir tartışma yürütülmüştür. Konunun kapsamlı ve çok boyutlu olması nedeniyle, bu makalede, eğitimdeki emek sürecinin ekonomi politik bir yaklaşımla çözümlemesinde önemli görülen ana hatlar öne çıkarılarak, konuyla ilgili tartışmalara bu kapsamda bir giriş yapılmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Emek süreci kuramı, öğretmen emeği, kapitalizm.

Türkiye’de Dil ve Eğitim Politikaları Bağlamında Anadilde Eğitim
Delal Yatçi

Türkiye Cumhuriyeti’nde ulusal kimliğin çerçevesinin, Türk etnik kimliği üzerinden dil, kültür ve ülkü birliği esas alınarak çizilmesi bunun dışında kalanların, çizilen bu çerçevenin içinde kendi kimlikleri ile var olabilmelerini imkânsız kılmıştır. Türkiye bu sorunu çözmede çerçeveyi ortadan kaldırmak veya çerçevenin sınırlarını genişletmektense, dışarıda kalanları bu çerçeveye dâhil etmenin yöntemlerini aramıştır. Bunu yaparken de kullandığı en istikrarlı yöntem, özellikle eğitim ve dil aracılığıyla gerçekleştirdiği ve günümüze değin sürdürdüğü asimilasyon politikalarıdır. Bu politikalara maruz kalan en istikrarlı muhatap ise Kürtler olmuştur. Türkiye gerek genel olarak uyguladığı dil politikaları gerekse de özelde eğitim politikalarıyla Kürtlerin dilini ve kültürünü yok saymış, hem kamusal hem de özel alanda görünürlüğünü silecek uygulamalara imza atmıştır. Bu politikayı en görünür kılan uygulama ise Kürtçe ile yapılacak anadilde eğitimin önünü tıkayan yasal düzenlemelerin varlığıdır. Mevcut durum, anadili Türkçe olmayan çocukların eğitimden eşit bir şekilde faydalanmalarını sekteye uğratmaktadır. Bu bakımdan Türkiye’deki eğitim kurumları, Türkçe bilmeden okula başlamak zorunda kalan Kürt öğrenciler açısından pek çok mağduriyetin üretildiği bir mekanizma olarak işlev görmektedir. Bunların en başında ise akademik başarısızlığın yanı sıra, özgüven eksikliği, kimliğini, dilini reddetme, bundan utanma, “öteki” olmayı isteme gibi aidiyet çatışmaları gelmektedir.

Anahtar Kelimeler: Anadil, asimilasyon, eğitim

Kalkınma ve Kadın İlişkisi Bağlamında “Aile Eğitim Programının” Eleştirel Bir Değerlendirmesi
Demet Özmen Yılmaz

Günümüzde “kadın”, “toplumsal cinsiyet” ve “aile” konularının, giderek daha fazla “kalkınma” sorunsalı ile ilişkili olarak ele alınmaya başlandığı söylenebilir. Dünya Bankası’nın 2012 Kalkınma Raporu buna güçlü bir örnek oluştururken, Türkiye’de de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan Aile Eğitim Programı (AEP) bu çerçevede değerlendirilebilir. Beş ayrı alt bölümden oluşan AEP, bu çalışmada kadın ve kalkınma tartışmaları ile ilişkili olarak özellikle iktisat bölümüne odaklanılarak ele alınmıştır.

Bu çalışmada AEP’in ana akım “Kalkınmada Kadın- WID”yaklaşımının neoliberal dönemdeki bir uygulaması olduğu ileri sürülmüştür. Programın ana niteliğinin ailenin neoliberal kapitalist kalkınmanın gereksinimleri doğrultusunda dönüştürülmesi olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte programın eğitim materyallerinde hâkim olan aileci ve piyasacı yaklaşım, eşitsiz ev içi iş bölümü ve mevcut toplumsal cinsiyet rollerini gerek aile içinde gerekse de piyasada verili eşitsiz koşullarda kadının piyasayla daha derinden ilişkilenmesini önererek, yeniden üretmektedir. Böylelikle AEP’in ev içinde ve ev dışında kadınların yükünü daha da arttıracağı, kadını patriarkal kapitalist sistemin baskılarına daha fazla maruz bırakacağı ortaya konulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Kadın, kalkınma, aile, aile eğitimi

4+4+4 Kesintili Eğitim Modeli ve Öğretmen Emeğinin Beşerî Sermaye Olarak Dönüşümü: Fark Yaratarak Genişleyen Kapitalizm
Gizem Şimşek

Türkiye’de kapitalistleşme sürecinin geldiği aşamaya bağlı olarak, eğitim sistemi de önemli bir yapısal dönüşüm sürecinden geçmektedir. Dönüşümün gerçekleşmesinin nedeni, kapitalizmin fark (yani artı değer) yaratmaya yönelik dinamik yapısının üretim alanında bir farklılaşma yaratması ve bunun da toplumsal alanı etkilemesidir. Bu etkinin bir sonucu olarak eğitim sisteminde yaşanan dönüşüm sürecinin temel hedefi, beşerî sermaye olarak kavramsallaşan nitelikli emek gücünü, yani bilgi çağının gerektirdiği insan modelini elde etmektir. Bu doğrultuda; hayata geçirilen düzenlemelerden biri olan 222 Sayılı 4+4+4 Kesintili Eğitim Modeli’nin kabulüne dayanan yasa, eğitim sistemindeki değişimi anlamak açısından önemli bir yere sahiptir. Bu yasa üzerine yapılan tartışmalarda, geleceğin nitelikli emek güçlerinin yani öğrencilerin durumu daha belirgin bir şekilde ifade edilse de, eğitim sisteminin kurgulayıcısı olan öğretmenlerin bu süreçten nasıl etkileneceği çoğu kez gözden kaçırılan bir konu olmuştur. Fakat eğitim sisteminin beşerî sermaye yetiştirmeye yönelik yeniden yapılandırılması, bir eğitici olarak öğretmenlere, hem beşerî sermayenin kendisi hem de yetiştiricisi olarak ikili bir rol atfetmektedir. Bu bağlamda, öğretmen emeğinin beşerî sermaye olarak dönüşümünü ele alan çalışma, ilerleyen dönem içerisinde öğretmenlerin söz konusu dönüşümden nasıl etkileneceğine yönelik ipuçları sunmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Eğitim, 4+4+4 Kesintili Eğitim Modeli, beşerî sermaye, eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması, nitelikli emek gücü

Girişimci Üniversiteyi Kuramsallaştırmak: Açık Sorular ve Olası Cevaplar
Panagiotis Sotiris, Çeviren: Ejder Yelken

Bu makale, girişimci üniversiteye geçiş ve bu süreçle ilişkilendirilen artan metalaşma, özel finansman için rekabetçi arayış, iş yönetim uygulamaları gibi değişiklikler hakkındaki kuramsal sorulara değinmeyi amaçlamaktadır. Yüksek öğretimin, ideolojik ve toplumsal alanın yeniden üretimindeki rolü hakkındaki 1960 ve 1970′lerin önemli kuramsal ilerlemeleri, eğitim, kapitalist üretim ve piyasalar arasındaki yeni ilişkileri açıklamakta yetersiz kalmaktadırlar. Bu değişiklikleri üniversitelerin özel işletmelere dönüştürülmesi süreci olarak kuramsallaştırmak için yapılan mevcut girişimlerden, özellikle “bilişsel kapitalizm” çerçevesini kullananlar, yükseköğretimin politik, ideolojik ve hegemonik yönlerini hafife almaktadırlar. Gereken şey, yükseköğretimin hegemonik bir araç olarak kuramsallaştırılması ve girişimci üniversiteye geçişi, basit bir özelleştirme süreci olarak değil, kapitalist üretim gerçeklerinin içselleştirilmesi ve ön kabulünün karmaşık ve dengesiz bir süreci ve eğitimin kapitalist birikim zorunluluklarının kapsamına alınması olarak görme girişimidir.

Anahtar Sözcükler: Yükseköğretim; bilişsel kapitalizm; hegemonya; girişimci üniversite

Yükseköğretimde Yeni Ortaklık: Sürekli Eğitim Merkezleri ve İŞKUR
Özgün Biçer

Türkiye’de genel olarak eğitim özelde yükseköğretim sermayenin taleplerine göre dönüşmektedir. Üniversiteler hem sistemin yeniden üretilmesi için gereken teknolojik donanım hem de bu donanıma vakıf nitelikli insan gücünü üreten kurumlar olarak biçimlenmektedir. Özellikle AB’ye uyum çerçevesinde Bologna Süreci ile birlikte girişimci üniversite modeli olarak tanımlanan bu yeni tarz üniversitenin inşası hızlanmıştır. Bu yeni anlayış üniversiteleri, bağımsız bilgi üreten yapısını dönüştürerek kapitalist sistemin kendini yeniden üretmesi için ihtiyaç duyduğu bilgiyi paketler halinde sunan girişimciye dönüştürmüştür. Son yıllarda ise Sürekli Eğitim Merkezleri (SEM) kısa sürede elde edilebilen meslek sertifikalarıyla öne çıkmakta ve üniversiteye yarattığı kaynak ile dikkat çekmektedir. SEM’ler işgücü piyasasının dönemsel ihtiyaçları doğrultusunda bireysel ve kurumsal olarak eğitimler vermekte ve verdiği eğitimlerde danışmanlık ve kariyer şirketlerinin yanı sıra kamu kurumlarıyla ortaklığa gitmektedir. Bu bağlamda yeni istihdam politikaları çerçevesinde yeniden yapılanmakta olan İŞKUR, aktif istihdam politikası uygulamalarıyla önemli bir eğitim alıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sertifika programları ve meslek eğitimlerinin işe yerleştirilmenin ön koşulu haline gelmesiyle SEM ve İŞKUR işbirliği alanları çeşitlenmektedir. Bu çalışmada SEM’lerin yeni rolü değerlendirilmekte ve meslek sertifikaları üzerinden İŞKUR ile kurduğu ortaklık biçimleri araştırılmakta; yapısal işsizlik problemine çözüm olarak üretilen ve yaşam boyu eğitim vurgusuyla sunulan sertifika programlarının istihdama ve eğitime yarattığı etki tartışılmaktadır.

Anahtar sözcükler: Eğitim, istihdam politikaları, girişimci üniversite, sertifika programları, sürekli eğitim merkezleri

Apartheid Sonrası Güney Afrika: Kürt Sorununa Yanlış Model
Tolga Tören

Bu çalışmanın amacı, son yıllarda Kürt sorununun çözümü bağlamında sıklıkla gündeme gelen Güney Afrika’nın 1990′lı yıllarda yaşadığı geçiş dönemini, sermaye birikimi perspektifinden ele almaktır. Çalışma üç bölümden oluşuyor. Girişi takip eden İlk bölümde Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığı ile iç içe geçmiş kapitalist gelişme sürecine değiniliyor. Çalışmanın ikinci bölümünde Güney Afrika’da apartheid sonrası dönemde kurulan sermaye hâkimiyetinin kaynakları ele alınıyor. Irk ayrımcılığının sermaye birikiminin tarihselliği bağlamında ortaya çıkan olumsallığı, ülkedeki sınıfsal yapının farklılaşması, Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ve sermaye çevrelerinin Afrika Ulusal Kongresi (ANC) üzerinde uyguladığı ideolojik basınç bu başlık altında ele alınan konular. Çalışmanın üçüncü ve ana bölümünde ise Mandela’nın serbest bırakılışı, Kürt sorununa ilişkin tartışmalarda referans verilen 1993 anayasasının hazırlanış süreci, ilk demokratik seçimler, Yeniden İnşa ve Kalkınma Programı gibi gelişmelerin yaşandığı 1990 – 1994 dönemi ele alınıyor. Çalışmada, ülkede 1990′larda gerçekleşen “uzlaşmacı çözümün” sermaye hâkimiyeti ile sonuçlandığı ve bu durumun apartheid sonrası Güney Afrika’yı Kürt sorununun çözümünde bir model olmaktan çıkardığı argümanı dile getiriliyor.

Anahtar kelimeler: Apartheid, Apartheid Sonrası Güney Afrika, COSATU, ANC, SACP.