37. Sayı – Siyasal Rejim Tartışmaları

kapak-37Sayı Editörleri: Mustafa Bayram Mısır, Kasım Akbaş

Bu Sayıda
Anayasacılığın Geleceği ve Türkiye’nin Anayasa Tartışması
Mustafa Bayram Mısır

İki ayrı ana bölümden oluşan bu yazıda, anayasacılığın siyasal gücün sınırlanması ve insan haklarının korunması temel ilkelerinin tarihsel maddeci temelde yeniden kurulup kurulamayacağı sorgulanmakta ve Türkiye’deki anayasa tartışması Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Türk Tipi Başkanlık Hükümeti önerisi odak alınarak değerlendirilmektedir. İlk bölümde, kapitalist devlet kuramları ile ilişkisi içinde tarihsel maddeci bir anayasacılık düşüncesinin kaynakları araştırılmaktadır. Bu bölümde, “hak” ve “kamu hizmeti” kavramlarının tarihsel maddeci bir anayasa çözümlemesindeki merkezi yeri vurgulanmaktadır. İkinci bölümde, ilk bölümün bulguları ışığında Türkiye’de süregiden siyasal rejimin niteliğine dair anayasa tartışması farklı cumhuriyet projeleri içinde görünür kılınmaktadır. Bu bölümde, AKP’nin önerdiği cumhuriyet projesinin demokratik niteliği, otoriter yönetim ve faşizm tartışmaları ile sınanmakta; demokratik ve sosyal cumhuriyet programının alternatif bir hegemonya mücadelesi için temel oluşturabileceği, anayasacı perspektifin de bu ikinci programa yönelmesi gerektiği savlanmaktadır.

Siyasal Rejim Tartışmaları Forumu
Alp Altınörs, Mustafa Kemal Bayırbağ, Yalçın Bürkev, Ali Ekber Doğan, Atilla Güney, Ali Rıza Güngen, Taylan Koç, Günay Kubilay, Fuat Özdinç, İlhan Kamil Turan, Kansu Yıldırım
Siyasal Rejim Tartışmaları Forumu – Ek: Faşizmi Anlama Kılavuzu
Tülin Öngen
Siyasal Rejim Tartışmaları Forumu – Ek: Türkiye’nin Faşizmleri
Korkut Boratav
Siyasal Rejim Tartışmaları Forumu – Ek: Çağdaş Kapitalizmde Faşizmin Dönüşü
Samir Amin
V. İ. Lenin ve Rosa Luxemburg’ta Merkeziyetçilik Tartışması Bağlamında Kendiliğindencilik ve İradecilik Üzerine
Sevinç Türkmen

Kendiliğindencilik ile iradecilik arasındaki ilişki felsefenin ve politikanın ortak sorunları olarak tartışılır. Bu sorun, V. İ. Lenin ile Rosa Luxemburg arasındaki merkeziyetçilik tartışmasında belirleyici olmuştur. Kendiliğindencilik ile iradecilik ilişkisi genel olarak ekonomi ile politika arasındaki bölünmeyle koşullu biçimde düşünülmüştür. Dolayısıyla bu göreli ayrımın tarihsel nedenleri kavranmaksızın bu ilişki de kavranabilir görünmemektedir. Güncel politik tartışmalarda da benzer biçimde kendiliğindencilik ve iradecilik arasındaki ilişki farklı biçimlerde ele alınmaktadır. Politik özne, otonomi ve öncülük gibi tartışmalar yeni toplumsal hareketlerin de güncel sorunlarıdır. Bu tartışmalar yapılmaksızın hem çağdaş toplumsal hareketlerin yapısının kavranabilmesi hem de yeniden inşa edilecek sosyalist bir hareketin bütünlüğünü sağlamak oldukça güç gözükmektedir.

Türkiye’nin İkinci Cumhuriyetleri
Ali Somel

Türkiye tarihinde Cumhuriyetin yenilendiği iki moment tecrübe edilmiştir. 1923’te kurulan Cumhuriyet, 1960 yılında resmen “İkinci Cumhuriyet” ilanıyla güncellenmekte ancak bu isimlendirme kalıcılaşmamakta, AKP iktidarıyla birlikte kuruluş ilkelerini yadsıyan bir İkinci Cumhuriyet’le ikame edilmektedir. İlk momentte, devrimci bir süreçle kurulan birinci cumhuriyetin hem reformdan geçirilmesi hem de restore edilmesi söz konusudur. İkincisinde ise karşı devrimci bir süreç işlemekte ve kurucu unsur olan AKP yaşadığı siyasi krizlerle İkinci Cumhuriyet’i daha kuruluş sürecinde bir restorasyona mecbur bırakmaktadır. Makale, cumhuriyetin bunun devamında devrim-reformrestorasyon dinamikleri bakımından hangi siyasi müktesebatla bir başkalaşım yaşayabileceğini tartışmaktadır.

Romanı Siyasal Hayat Çalışmalarının İçine Çekmek: Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği’nde Demokrat Parti Momentumu
Gökhan Atılgan

Bu makale, Türkiye siyasal hayatı üzerine yapılan çalışmaların romanlardan yararlanmaksızın yeterince başarılı ve canlı olamayacağını vurgulamayı amaçlıyor. Bu amaca yaklaşmak için de, 2014 yılında 100. yaşını kutladığımız Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği adlı üç ciltlik romanının Türkiye siyasal hayatının kritik bir evresi olan DP momentumunun anlaşılmasına çok önemli katkılar sağlayabileceğini göstermeye çalışıyor. Makale, amaçlarına ulaşabilmek için romanların siyasal hayat çalışmalarının neden vazgeçilmez kaynakları olduklarına ilişkin teorik bir çerçeve kurmayı deniyor. Beri yandan, romanların siyasal hayat çalışmalarında nasıl kullanılabileceği üzerine yöntemsel bir tartışmaya da giriyor.

Orhan Kemal’in Romanlarında Toplumsal Dönüşüm ve Sınıflar
Mustafa Kemal Coşkun, Berfin Diren Yavuz

Bu çalışmanın temel amacı, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümleri anlamada romanların önemli araçlar olabileceğini göstermektir. Nitekim romanlar, anlattıkları dönemler hakkında önemli sosyolojik veriler içermektedir. Bu çerçevede makale, Türkiye’deki 1930-1950 arası dönüşümleri ele almakta, bu dönüşümlerin sınıfları nasıl etkilediğini Orhan Kemal’in romanları üzerinden tartışmaktadır. Orhan Kemal’in gerçekçiliğinin ve romandaki olayların geçtiği zaman ile gerçek/nesnel zamanın örtüşmesinin toplumsal dönüşümleri anlamayı olanaklı kıldığı söylenebilir.

Demokrat Parti İktidarından 27 Mayıs’a Akademik Özgürlük ve Üniversite
Cenk Yiğiter

Bu makalede, Demokrat Parti döneminde, siyasal iktidar ile üniversite arasındaki gerilimli ilişkiyi konu edinirken bir diğer taraftan da üniversite kurumunun kurucu ilkesi olan akademik özgürlüğün 1961 Anayasası ile anayasal güvenceye kavuşma sürecini de izlemeyi hedefledik. Nitekim bu süreç aynı zamanda akademik özgürlük ilkesinin Türkiye siyasal kültüründe olduğu kadar üniversiter kültüründe de yer edinememesi ve kök salamamasının nedenlerine ilişkin önemli ipuçları sunuyor.

Neo-liberal Çağda Üniversite, “Fakülteler Çatışması”, Felsefe ve Birkaç Örnek Hakkında
Bora Erdağı

Bu makalede neo-liberal dönemde hegemonyanın bilgi ve üniversiteler üzerindeki etkisini tartışacağız. Tartışmayı ilkin akademik özgürlük ve özerk üniversite bağlamında; ardından, 200 yıl sonra yeniden Kant’ın “Fakülteler Çatışması” makalesini hatırlatan bir şekilde Uluğ Nutku’nun teolojinin felsefe bölümlerinde örgütlenmesine getirdiği itirazları değerlendirerek yapacağız. Bu tartışmalar bizi farklı iki bağlam olarak görülebilecek “neo-liberalizm” ve “mevcut siyasal iktidar” ile rejimin dönüşümü arasında bir ilişki kurmaya götürecek. Dolayısıyla Türkiye’deki rejimin ve onun dönüşümünün temsili mekânı olarak üniversitelerde görev alan bileşenlerin, rejimin dönüşümüne dair muhalefeti, kısacası “ne yapmalıyız” arayışı cevaplanmaya çalışılacak.

Irk, Sınıf ve Kapitalist Gelişme Bağlamında Güney Afrika’da Apartheid Rejimi
Tolga Tören

Bu çalışmanın amacı, Güney Afrika’da resmi olarak 1948 yılında Ulusal Parti hükümeti tarafından başlatılsa da kökenleri ülkenin kapitalist gelişme sürecinin erken dönemlerine kadar uzanan apartheid rejiminin ortaya çıkışını ve çöküşünü, sermaye birikimi perspektifinden ele almaktır. Çalışma, bir bütün olarak Güney Afrika Cumhuriyeti’nin kapitalist gelişme sürecinin, spesifik olarak da bu sürecin önemli bir periyodu olarak apartheid rejiminin, ırk ayrımcılığı ile sınıf arasındaki ilişkiler anlaşılmaksızın ele alınamayacağı düşüncesinden hareket etmektedir. Çalışmada, bu bağlamda ve Harold Wolpe’nin ırk ve sınıf arasındaki ilişkilere ilişkin geliştirdiği çerçeveden hareketle, kurumsallaşmış ırk ayrımcılığına dayanan apartheid rejiminin, 1948 yılı ile 1970’li yıllar arasında ülkenin kapitalist gelişme süreci açısından önemli bir rol oynadığı argümanı dile getirilmektedir. Bununla birlikte, çalışmada, dünya ekonomisinin krizi, kurumsallaşmış ırk ayrımcılığına dayalı kapitalist gelişme sürecinin yapısal sınırları ve apartheid karşıtı mücadele gibi olguların etkisi altında, 1970’li yıllarla birlikte, rejimin sermaye açısından işlevselliğini kaybederek yıkıldığı argümanı dile getirilmektedir.

Haziran 2013 Sonrası Türkiye’de İdeolojiler Alanının Dönüşümü: Gezi Direnişi’ni Anlamanın Yöntemleri Üzerine Bir Tartışma
Cenk Saraçoğlu

Bu makale, 2013 yılının Haziran ayı boyunca Türkiye’yi sarsan Gezi Direnişi’nin Türkiye’deki toplumsal mücadeleler tarihi açısından anlamına ve sonrasında ortaya çıkardığı sonuçlara dair bir yöntemsel tartışma yürütmeyi ve bu tartışma üzerinden konu hakkında bir dizi önerme ortaya koymayı amaçlıyor. Bu doğrultuda ilk olarak, direnişi bir orta sınıf ayaklanması olarak değerlendiren yorumlardan yola çıkarak Gezi Direnişi’nin anlamını direnişe katılanların ağırlıklı bireysel profili üzerinden değerlendiren yaklaşımlarda gömülü olan yöntemsel bireyciliğin bir eleştirisi ortaya konuyor. Makalede bir toplumsal hareketin karakterinin sadece, onun katılımcılarının ağırlıklı bireysel özelliklerine bakarak anlaşılamayacağı, mevcut toplumsal formasyonun hangi tarihsel ve güncel çelişkilerinden türediğinin, sınıf ilişkileri ve hegemonya mücadeleleri üzerinde nasıl bir etki bıraktığının ve aynı zamanda karşısına aldığı toplumsal güçlerin özelliklerinin bir toplumsal hareketin niteliğinin anlaşılmasında belirleyici olduğu ifade ediliyor. Buradan yola çıkarak makale Gezi Direnişi’ni AKP iktidarının 2002’den bu yana inşa etmeye çalıştığı hegemonya projesinin tarihsel ve yapısal bütünlüğü içerisinde bir bağlama yerleştirmeye çalışarak onun Türkiye’deki ideolojiler alanında bıraktığı kalıcı etkileri sorgulamaya çalışıyor. Makale bu doğrultuda şu önermeleri ortaya koyuyor: Gezi Direnişi, AKP’nin hegemonya mücadelesinin önemli bir unsuru olan “ideolojik mülksüzleştirme” stratejisinin, yani toplumsal muhalefetin talep, söylem ve arayışlarını kendi projesinin bir parçası hâline getirme stratejisinin krize girdiği bir momentte ortaya çıkmış ve bu krizi daha da derinleştirmiş bir halk isyanı olma özelliğini göstermektedir. Gezi Direnişi’nin ardından bir dönem AKP’nin projesine soğurulmuş haklar ve özgürlükler, laiklik ve adalet/eşitlik gibi gündemler bu partinin ideolojik nüfuz alanından çıkarak toplumsal muhalefetin ve sınıf mücadelesinin kendisini yeniden kurabileceği temalar haline gelmiştir. Bu haliyle Gezi Direnişi ortaya koyduğu talepler ve yarattığı siyasal/ideolojik etki itibariyle emekçilerin iktisadi taleplerini yansıtan bir “sınıf hareketi” olmasa da karşısına aldığı iktidar bloğunun ve bu bloğun politikalarının/ideolojik stratejilerinin sermaye yanlısı karakteri ve Türkiye’deki ideolojiler alanında sınıf mücadeleleri açısından yarattığı etkiler açısından “sınıfsal bir harekettir”.

Tartışma: Gezi Direnişi ve Orta Sınıf Üzerine
Cenk Saraçoğlu, Ali Şimşek, Ertuğrul Ahmet Tonak

İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’nda “Orta Sınıfı Tartışmak” Başlıklı Panelden 8 Kasım 2014

35-36. Sayı – Türkiye’de Sağın İdeolojik Haritası

kapak_35-36Sayı Editörleri: Fuat Özdinç, Özgür Mehmet Kütküt

Bu Sayıda
Türkiye’de İslamcılık ve İslamcı Hareket
Mustafa Kemal Coşkun

İslamcılık bir kurtuluş ideolojisi olarak tarihsel bir olgudur. Bu nedenle İslamcılık, siyasal güç ve sınıf ilişkilerinin ifadesinden başka bir şey değildir ve bu nedenle farklı dönemlerde farklı ideolojilerle eklemlenmiştir. Bu eklemlenmenin temeli, İslamcılığın yansıttığı toplumsal güç ve sınıf ilişkilerinde yatmaktadır. Bu çerçevede makalede Türkiye’de İslamcılığın ve İslamcı hareketin, temsil ettiği sınıfların çıkarları neyi gerektiriyorsa o ideoloji ile eklemlendiği ve bu ideolojinin genellikle dönemin hakim ideolojisi olduğu ileri sürülmektedir. Günümüzde İslamcı hareketin tabanı çoğunlukla esnaf, tüccar, küçük ve orta ölçekli işletmelerin sahipleri kapitalistler gibi bir sınıf bileşiminden oluşmaktadır ve kısacası, Türkiye’de İslamcı hareket bu sınıfların ihtiyaçlarına göre değişen biçimlerde Türkçülükle, milliyetçilikle, muhafazakarlıkla, liberalizmle, anayasacılıkla vb. eklemlenmektedir.

Türk Sağı’nın Süngüleri: “Milliyetçi-Muhafazakârlık”tan İslamcılığa Cami Mimarisi
Bülent Batuman

Müslüman toplumlarda yaşanan ulus-inşası süreçlerinde camiler sıkça ulusu temsil eden semboller olarak ele alınmış, devlet projeleri olarak büyük ölçekli camilerin inşa edildiği görülmüştür. Türkiye’de ise cami mimarisi ancak 1950 sonrasında siyasal bir boyut kazanmıştır. Milliyetçi-muhafazakâr ideolojinin domine ettiği geniş Türk Sağı damarı için cami mimarisi, geleneksel örneklerin taklidine hapsolmuştur. Buna karşılık, AKP iktidarı döneminde cami mimarisinin çoğulculaştığı, hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bile çağdaş mimari ifadelerin arayışına girdiği görülür. Bu koşullara karşın AKP iktidarının, devleti temsil ettiği düşünülen büyük ölçekli camilerin tasarımında klasik Osmanlı camilerinin taklitlerinden vazgeçmediği görülür. Bu makalenin temel argümanı, klasik Osmanlı taklidi cami mimarisinin bugün ürettiği ideolojik anlamın, milliyetçi-muhafazakârlığın belirlediği çerçeve içinde üretilen taklit camilerden farklı olduğudur. AKP iktidarı için klasik cami imgesi, ulusun millet biçiminde yeniden kurulmasının bir aracıdır. Bu imge, küresel ölçekte anlam kazanan ve millete küresel İslam içinde ayrıcalıklı bir konum tanımlayan ideolojik bir araçtır.

Milliyetçiliğin İdeolojik Haritasında Temizlik Fikri:Almanya’daki Ülkücü Gençler Örneği
Emre Arslan

Bu çalışma, Almanya’daki Ülkücü gençlerle yapılan bir empirik çalışmaya dayanarak milliyetçiliğin ideolojik haritasına daha yakından bakmaya çalışmaktadır. Ülkücü gençlerin, Almanya’da Ülkücü derneklerle temasa geçme sürecinde ‘pislikten kurtulma’ ve ‘temiz’ bir yere ulaşma isteklerinin sıklıkla söylemesi, ‘temizlik’ fikrinin bu haritada önemli bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Ülkücü metinlerin ve mülakatların eleştirel bir analizi, temizlik düşüncesinin Ülkücüler açısından kendine özgü kaynakları olduğunu ve bu düşüncenin pürüzsüz işleyen bir ilkeden ziyade, ciddi çelişkilerle dolu ve çeşitli tekniklerle bertaraf edilmeye çalışılan bir retorik olduğunu göstermektedir. Analizler sonucunda ayrıca, güç kavramının Ülkücü temizlik algısının temel belirleyeni olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.

Sınıfın Söylemsel Kuruluşu: 1947 Sendikacılığının İlk Yıllarında Milliyetçi ve Anti-Komünist Söylemler
Görkem Akgöz

1947 sendikacılığının ilk yıllarında sınıfsal kimliğin inşası sürecinde kullanılan milliyetçi ve antikomünist söylemlerin incelenmesi bu makalenin konusunu oluşturur. Ulus inşa süreciyle sanayi proleteryasının genişlemesi sürecinin zamansal olarak örtüştüğü erken cumhuriyet döneminde, işçi sınıf kimliği ulusal kimlikle oldukça yakın ilişki içerisinde oluşmuştur. Milliyetçi söylemin sendikal hareket içerisinde yaygın olarak kullanılmış olması bu yakınlığın bir kanıtıdır. Fakat işçilerin kendilerini “Türk işçisi” olarak tanımlama süreçlerini, işçi sınıfının devletin ideolojik olarak tamamen kontrolü altında olmasıyla açıklamak fazla kolaycı bir yaklaşım olacaktır. Bu açıdan işçi sınıfı bilincinin milliyetçi ideoloji tarafından ele geçirilmesi anlatısı yerine, dönemin koşulları ve anlam dünyası içerisinde, işçi sınıfı kimliği ve bilincinin kültürel ve siyasi inşasında milliyetçiliğin rolünü anlamaya çalışmak gerekir. Burada benimsendiği haliyle sendikaların tarihine aşağıdan bir bakış, sınıfın sübjektif oluşum koşullarının sendikal hareketin politik ve ideolojik ilişkiler evrenini nasıl sınırlandırdığının yanısıra, neleri mümkün kıldığını da anlamamızı sağlayacaktır.

Tüketimin Teolojisi ya da Teolojinin Tükenişi: Türkiye’de Helal Gıda Örneği
Deniz Parlak

Gündelik hayat bir resimse toplumsal hayat resmin bütünüdür ve bu bütünlüğün içinden alınan ya da yeni konulan tek bir parça bile o gündelik hayatın resminde de kendini ele verecektir. Bu bağıntı etrafında dolaşıldığında, gündelik hayat pratiklerinin topluma nüfuz eden ideolojilerle de aynı ilişkiye tabi olduğunu kestirmek zor olmayacaktır. İdeoloji ve gündelik hayat hattına bir de kapitalist toplumun ülküsü tüketim eklendiğinde, hattın gideceği yol açıktır. Türkiye ekseninde bakıldığında; İslamcılık ideolojisinin tarihsel seyrindeki değişim ve toplumsal yapının her kertesinde kazandığı konum, kişilerin birebir gündelik hayatlarına yansırken, gündelik edimlerden biri olan tüketim alışkanlıkları da bu değişime ayak uydurmuştur. Bu birbirini tamamlayan zincirlerin son halkası da sermayenin tüketim toplumuna yeni “katkısı” olan helal gıdadır. Ve bu çalışma, helal gıda arayışlarının bu zincir içinde nasıl bir dönüşümün halkasını olduğunu ortaya koyma gayesi taşımaktadır.

Radikal Muhalefette Yeni Bir Soluk: Müslüman Anti-Kapitalistler
Güneş Gümüş

İslamcılık, Türkiye siyasetinin özellikle son çeyrek yüzyılına damgasını vurmuştur. Erbakan önderliğinde siyasal kimlik kazanan Türkiye İslamcılığı, 1980 sonrasında radikal solun boş bıraktığı siyasal zeminde mazlumun-mağdurun sözcüsü olma iddiasıyla yola çıksa da iktidar olmasıyla birlikte zulüm, sömürü, yolsuzluk ve adaletsizlikle özdeşleşerek etik-moral üstünlüğünü kaybetme yolunda ilerlemiştir. İslamcılığın muhalif bir hareketten muktedirliğe uzanan hikâyesine tepki olarak bu geleneğin içinden muhalefet odakları çıkmış; bu odaklar, AKP iktidarı süresince ideolojik ve eylemsel olarak netleşip radikalleşerek Müslüman anti-kapitalistleri vücuda getirmiştir. Müslüman anti-kapitalistler, İslamcı kökenlerden gelmekle birlikte bu gelenekten kopuş yaşayan ve anti-kapitalizm üzerinden İslam’ın tamamen farklı bir okumasını üreten bir akımı ifade etmektedir. Müslüman antikapitalistler, İslam dinini eşitlikçi radikal bir hareketin referans kaynağı olarak yorumlayarak siyasal İslam’ın geleneksel çizgisinden bambaşka bir siyasal proje ortaya koymaktadır. Müslüman anti-kapitalistlerin İslam yorumunda anti-kapitalizm ve servet karşıtlığı temel bir öğe olduğundan bu akım, bırakın geleneksel İslamcılarla aynı siyasal zemine basmayı, ideoloji ve pratikleriyle sol spektrumun radikal kanadına denk düşmektedir.

Praksis Felsefesinde Felsefe Siyaset Özdeşliği ve Siyasal Toplum Artı Sivil Toplum Olarak Devlet Kavrayışı
Cihan Cinemre

Bu çalışma Antonio Gramsci’nin geliştirdiği praksis felsefesindeki siyaset ile felsefe özdeşliği prensibi ve ondan yola çıkarak biçimlenen devlet kavrayışı üzerinedir. Çalışmada Gramsci’nin felsefe ve tarih arasındaki ilişkiyle ilgili olarak öne sürdüğü yeni kavrayış, onun kendi teorisini üzerine inşa ettiği Karl Marx, Antonio Labriola ve Benedetto Croce’nin felsefe ve tarih teorileri ile bir arada ele alınmıştır. Gramsci’nin praksis felsefesinin temelinde spesifik olarak üç özdeşlik yer alır. Bunlardan ilki kökenini Feuerbach üzerine onbirinci tezde bulan felsefe ve siyaset özdeşliğidir. İkincisi yapının, bir tarihsel blok oluşturacak şekilde üstyapılarla özdeşleşmesidir ve Antonio Labriola’nın fikirleri vasıtasıyla geliştirilmiştir. Üçüncüsü devlet içerisinde gerçekleşen siyasal toplum ve sivil toplumun özdeşliğidir ve Croce’nin etik devlet kavramının geliştirilmesini ifade eder. Bu devlet kavrayışı ondokuzuncu yüzyıldan başlayarak egemenliğin hükümet aygıtındansa, sivil toplumun özel alanında daha fazla ifade bulması fenomenine referansla oluşturulmuştur. Burjuvazinin tarihe getirdiği yenilik budur; siyasal toplumdaki egemenliğin sivil toplumda yaratılan boyun eğme iradesiyle korunması. Bu fenomenin bir yönü de egemen fikirlerin felsefeci olmayanların felsefeleriyle özdeşleşmesidir. Dolayısıyla gelişkin ve örgütlü bir sivil toplumun olduğu Batı’da uygun devrimci strateji, parti önderliği ve yığınlar arasında karşılıklı pedagojik bir ilişkiyi temel almak zorundadır. Bu sayede sivil toplumda burjuvazininkine karşıt bir örgütsel faaliyet gerçekleştirilecektir.

Kapitalist Üretim İlişkilerinin Sürdürülmesinde Psikolojinin Rolü: Anaakım Çalışma ve Psikoloji İdeolojilerinde Bireycilik ve Akılcılık
Baran Gürsel

Anaakım psikoloji kapitalist üretim ilişkilerinin sürdürülmesinde birçok farklı role sahiptir. Bu metinde psikolojinin bu ilişkileri kapitalist çalışmaya dair iki temel varsayım kümesini sahiplenerek sürdürmesi ön plana çıkarılacaktır. Bunlar bireycilik ve akılcılıktır. Bireycilik kapitalist çalışmanın temel kültürel öğelerinden biridir. Bireycilik mantığı temel bir birey-toplum ikiliğine yaslanmakta, psikoloji de bu kurguyu yalıtılmış birey varsayımıyla yeniden üretmektedir. Diğer yandan akılcılık, kapitalist çalışmanın, kârın azamileştirilmesi ve verimliliğin artırılması için vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Madde-akıl ve doğa-akıl karşıtlığında yalıtılmış ve üstün bir konuma sahip akıl, nesnelcilik, ölçme, hesaplama, vb. gibi pozitivist çabalarla psikoloji disiplininin de yüceltilmiş bir kavramı olmuştur. Kapitalist çalışma ve psikoloji disiplini arasındaki bu ortaklık bu yazıda hegemonya çerçevesine oturtulmakta ve bu alanlar içerisindeki muhalif unsurlar da sahiplenilerek bir karşı hegemonya üretme hedefi doğrultusunda incelenmektedir.

Yeni Toplumsal Hareketler Teorisinde Süreklilik ve Kopuş Sorunları
Ateş Uslu
Siyasal İslam ve Sınıflar: Utku Balaban’ın Faburjuvazi Kavramı Hakkında
Emre Arslan

Ali Ekber Doğan’a Destek İçin Ankara’da Basın Açıklamasına Çağrı

praksis logo w350Mersin Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Kentleşme ve Çevre Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ali Ekber Doğan hakkında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ın Tarsus’taki uygulamalarını eleştirdiği için açılan davanın ilk duruşması 16 Eylül’de Mersin’de gerçekleşecektir. Doğan için hapis cezası ve buna bağlı olarak kamu haklarından men edilmesi talep edilmektedir. 15 Eylül’de Mersin’de akademide hak ihlalleri ile mücadele deneyimlerinin ve Doğan’ın dava sürecin ele alınacağı “Akademi Direniyor” sempozyumu düzenlenecektir.

Ankara’da, imza kampanyasının sonuçları, akademiden gelen destek mesajlarından oluşan videolar, sempozyuma ve dava sürecine verdiğimiz destek basınla paylaşılacak, ulusal basında bir duyarlılık yaratılmaya çalışılacaktır.

Bilimsel ve eleştirel değerlendirmelerin dava yoluyla susturulmasına, akademinin bu utanç davasıyla susturulmasına sessiz kalmayacağız. Üniversite özerkliği ve eleştirel düşünce üretimine yapılan saldırılara dur demek, susmadığımızı göstermek için herkesin duyarlılık göstererek basın açıklamasına katılmasını bekliyoruz.

Praksis Dergisi Yayın Kurulu

Yer: Mülkiyeliler Birliği, 2. Kat Sinevizyon Salonu
Tarih: 14 Eylül 2014
Saat: 11.00