Gelecek Sayılar

SAYI 43  (2017 / 1)

“Tarım Sorunu” Yeniden

1970’lerde dünya ölçeğinde sermaye birikim sürecinin içine girdiği kriz, sermayeyi daha önce ulaşılamayan alanlara ulaşıp ve bu alanları sömürmenin yeni yollarını geliştirmeye zorlamaktadır. Kapitalizmin dünya ölçeğinde egemenliğini artırdığı, metalaşmanın yaşamın her alanına yayıldığı bu dönemde, tarım/gıda sektörü sermaye birikimi için önemli bir alan haline gelmiştir. Krizden çıkış stratejilerinden bağımsız olarak ele alınamayacak bu süreçtarımsal alanda önemli değişimlere/dönüşümlere yol açmıştır. Kriz sürecinde ortaya çıkan gelişmeler, sermayenin merkezileşme ve yoğunlaşması sürecinde sistemin sürekliliğini sağlayacak uluslararası düzenlemeleri gerektirmiştir. Kapitalist sistemin içinde bulunduğu krizden çıkış yolu olarak kapitalizmin uluslararası entegrasyonunu gerçekleştirmeye yönelik yapılan bu düzenlemelere paralel olarak, tarım sektöründe, teknoloji, devletin rolü, sermayeler arasındaki ilişkiler ve üretim ilişkileri bağlamında yeni pratikler ortaya çıkmıştır.

Kapitalizmin tarıma girişi, tarımda kapitalist dönüşüm ile ilgili konular 19. yy sonları ve 20. yüzyılın başlarında daha çok Marksistler arasında geniş tartışmalara yol açmıştır. Bu tartışmalar geç kapitalistleşen ülkelerde kapitalizmintarıma girmesiyle 1970’li yıllarda yeniden gündeme gelmiş, farklı tartışmalara ve yorumlara yol açmıştır. Türkiye’de de 1960’lı ve 1970’li yıllar, kapitalist gelişmenin tarım kesiminde ne gibi sonuçlar doğuracağını, kırsal yapıların ve köylülüğün nasıl bir dönüşüm içerisine gireceği yönünde tartışmaları kapsayan, “tarım ve köylülük sorunu” analizlerinin yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu dönemde Türkiye’de sosyal bilimler alanında “tarım sorunu” üzerine odaklanan eleştirel çalışmalarda önemli bir artış görülmektedir. Öte yandan 1980 sonrasında tarım sorunu sosyal bilimler alanında önemini kaybetmiş ve çok daha az çalışmaya konu olmuştur. Oysa bu dönemde krizden çıkış stratejilerinin somutlaştığı neo-liberal politikaların hayata geçirilmesiyle Türkiye’de de tarım sektörü ve kırsal yapıları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen bir dizi gelişme yaşanmıştır. Bu süreçte tarımsal üretim daha önce hiç olmadığı kadar yerel/uluslararası piyasalara açılmış, devlet/köylü ilişkisinin yerini sermaye/köylü ilişkisi almıştır. Bu dönüşüm 2000 sonrasında daha da hızlanmıştır. Bu süreç kır-kent ayrımına yönelik genel geçer doğruları yeniden düşünmeyi gerekli kılarken, tarım sorununun yalnızca kırı değil kentlerin de dönüşümünü belirleyen önemli dinamiklerden biri olduğunu hatırlatmaktadır.

Praksis’in 43. Sayısı da “tarım sorunu”nu yeniden tartışmaya açarak, tarımsal dönüşüm süreçlerinin kır ve kent üzerindeki etkilerini, mülkiyet/ üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşüm dinamiklerini ve bu süreçlerdeki sınıfsal dinamikleri tarihsel materyalist bir çerçevede ele almayı amaçlamaktadır. Bu sayı ile 2000 sonrası Türkiye’de yeniden canlanan tarım/kır tartışmalarına katkıda bulunmayı umuyoruz.

Yazı Teslim Tarihi: 15 Ekim 2016

Sayı Çıkış Tarihi: Ocak 2017

Sayı Editörleri: Aylin TOPAL (aylintopal@gmail.com), Ecehan BALTA (ecehanb@gmail.com), Muammer KAYMAK (muammerkaymak@gmail.com), Nevra AKDEMİR (nevranin@gmail.com), Sinan YILDIRMAZ (sinanyildirmaz@gmail.com), Umut ULUKAN (ulukan@gmail.com)

 

 

SAYI 44 (2017/2)

Ortadoğu’da Kapitalizm, Devlet ve Sınıflar

2002’de Irak’ın işgaliyle başlayan süreç ile 2010 Aralık ayında Tunus’ta kıvılcımlanan, kısa sürede tüm Ortadoğu’ya yayılan halk ayaklanmaları, bu coğrafyadaki yerleşik düzenleri baştanbaşa değiştirdi. Selefi cihatçı örgüt IŞİD, Ortadoğu’da iki yıldan az bir zamanda milyonlarca kişinin yaşadığı yüz binlerce kilometrekarelik bir toprak parçasını işgal etti; aynı zamanda dünyanın pek çok bölgesindeki intihar saldırıları ile küresel bir güvenlik tehdidi oluşturdu. Binlerce can kaybına yol açan Suriye iç savaşı bir yandan ABD, Rusya gibi egemen güçlerin bölgedeki etkisini yapısal dönüşüme uğratırken, diğer yandan özellikle Suriye ve Irak toprakları Kürt, Türkmen, Arap, Ezidi, Süryani halklarının varoluş mücadelelerine sahne oldu ve böylece bölgenin ekonomi-politiği ve siyasi haritası yeniden biçimlendirilme sürecine girdi. Savaş nedeniyle yaşanan göçler yepyeni çatışma alanları yaratarak, egemen güçler arasında mülteciler üzerinden yürüyen yeni pazarlıklar dolayımıyla kapitalist güç ilişkilerini yeniden şekillendirdi. Öte yandan, IŞİD denetimine geçen Kobane, Afrin ve Derik’in Halk Koruma Birlikleri (YPG) tarafından ele geçirilmesinin ardından ilan edilen Rojava devrimi ile Suriye’deki Kürt alanları birleştirilerek yeni bir ekonomik ve toplumsal model inşa edildi. Bu modelin kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkileri ile burjuva demokrasilerine gerçek bir alternatif olup olmayacağı üzerine sol ve eleştirel akademi içinde geniş bir tartışma alanı da oluştu.
Ortadoğu’da son dönemde yaşanan ve Türkiye’yi de yakinen ilgilendiren tüm bu değişim ve dönüşümleri ele alan yazılara yer vereceğimiz bu sayıda Ortadoğu çalışmalarında –en azından Türkçe yazında- daha az işlenmiş olan boyutlara; politik iktisat, devlet-sınıf ilişkileri ve toplumsal hareketlere eğilmek istiyoruz. Bu bağlamda özellikle üzerinde durmak istediğimiz konular şunlar: Ortadoğu’daki savaş, isyan ve yeni siyasal oluşumların arkasındaki temel dinamiklerin ve aynı zamanda bölgesel bağlantıların ekonomi politiği ve kapitalizmin doğası ile bu bağlantıların ilişkisini kurmak; devlet-sınıf ilişkilerinin evrimi; sermaye birikimi ve sınıf mücadeleleri; neoliberal politikalar ve devletin yeniden yapılanması; egemen sınıfların tarihsel gelişimi ve küresel kapitalizmle eklemlenme biçimleri; işçi sınıflarının oluşumu ve dönüşümü; tarımda mülkiyet ilişkileri ve köylülük; egemen ve muhalif ideolojik yapılanmalarda dinsel ve ulusal motiflerin değişen biçimleri; direniş hareketleri ve sol örgütlenmeler; muhalif hareketlerin içerdiği anti-kapitalist ve anti-neoliberal yönelimler. Bu tablo içinde Türkiye’nin son dönemde Ortadoğu’daki gelişmelere müdahil olma durumunu ve ayrıca dış politikadaki değişim dinamiklerine etki eden Türkiye kapitalizminin Ortadoğu’yla eklemlenme biçimlerini anlamak da bir başka öncelikli amacımız.
Editörler: Hülya Kendir, Ferda Uzunyayla, Gürsan Şenalp, Selime Güzelsarı (guzelsari@gmail.com)
Yazı teslimi için son tarih: 30 Ocak 2017
Sayı çıkış tarihi: Mayıs 2017

 

Sayı 45 (2017/3)

100. Yılında 1917 Rus Devrimi

 

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu da getiren büyük olay, 1917 yılında Rusya’da patlak veren Şubat ve ardından gelen Ekim Devrimi idi. Yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu getirmekle kalmadı; bütün bir burjuva devrimleri çağının hasta adam(lar) olarak işaretlediği ancak ortadan kaldıramadığı üç büyük Doğu Avrupa İmparatorluğundan birini -Rus Çarlığını- doğrudan, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğunu ise birinci emperyalist savaşın sonuçlarına bağlı olarak dolaylı şekilde sona erdirdi. Ekim Devrimi, dünya siyasal coğrafyasını değiştirdi ve yarattığı yeni tipte devlet yıkılana kadar da dünyada hakim olan iki kutuplu siyasal coğrafya oldu.

Modern siyasal düşüncelerden sosyalizme Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından yapılan eleştiri ve katkılardan ilhamını alan ve siyasal işçi hareketindeki bir sıçramaya karşılık gelen bu büyük tarihi olay; ilk kez 1848 Devrimleri ile “sosyal cumhuriyet” şiarı altında sahnede görülen siyasal işçi hareketinin Paris Komünü’nden sonra dünyada elde ettiği ilk başarılı siyasi iktidar denemesi değildi, başka deyişle, işçi partileri kapitalist devletler içinde hiç hükümet etmemiş değillerdi, ama devlet mekanizmasının tümüyle bir işçi partisi tarafından ele geçirildiği ilk deneyimdi. Paris Komünü 72 gün sürmüştü, 1917 Ekim Devrimi’nin ise bir işçi devrimi olup olmadığı kadar gerçekte kaç yıl sürdüğü de siyasal işçi hareketleri arasında tartışma konusudur. Siyasal işçi hareketi içindeki devrim karşıtları, onu daha çok Şubat Devrimi’nin kurduğu demokratik rejime/kurucu meclise karşı Bolşevik azınlığın Jakoben bir darbesi olarak gördüler. Devrim yandaşlarının durumu daha karmaşıktır: Literatüre Rusçası olan “sovyet” sözcüğü ile yerleşmiş bulunan işçi, köylü ve asker meclislerine dayanan devrimin 1921’de 10. Kongre’de bizzat Lenin’in katkısı ile sönümlenmeye başlayıp Lenin’in ölümü ile de tümüyle sona erdiğini ileri süren anarko-sendikalistler, 1929’da Troçkist Muhalefetin ezilmesi ile işçi demokrasinin bürokratik diktatörlük tarafından bastırıldığını ileri süren Troçkistler, 1930’larda devlet kapitalizmine geçildiğini savunan başka tür Troçkistler, Stalin ölünce Kruşçev’in karşı-devrim yaptığını ileri süren Stalinistler, nihayet, 1989’daki çöküşüne kadar bu devletin sosyalist olduğunu savunagelmiş Sovyetikler… Çeşitlendirilip çoğaltılabilir. Objektif olan, Ekim Devrimi’nin ardından her ikisi de Paris Komünü’nde bir işçi hükümeti nüvesi gören siyasal işçi hareketinin “sosyal demokrat” ve “komünist” adını alan iki ana akıma bölündüğü ve Ekim Devrimi sonrasında büyük oranda Stalin önderliğinde inşa edilen yeni tipte -genellikle liberal eleştirmenleri tarafından totaliter olarak nitelenen, sosyalist eleştiricileri tarafından ise bürokratik otoriter olarak nitelenen- devletin 72 yıl varlığını sürdürdüğüdür.

Praksis Dergisi olarak 100. Yılında Ekim Devrimi’ni tüm boyutları ile ele alan bir sayı çıkarmayı kararlaştırdık. Bütün boyutları ile ele almaktan kastımız bir tür “Ekim Dersleri” sayısı hazırlamak değil, zira, günümüzün dünyasında, Paris Komünü’nden “Komün Dersleri” çıkararak Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren siyasal akım çapında bir siyasal hareketin varlığından söz etmek güçtür. “Ekim Dersleri”, olsa olsa siyasal işçi hareketinin bu tür bir dünya tarihsel akımının kolektif bilincinin ürünü olabilir. Biz bu sayımızda, bundan ziyade, insan bilimlerin her alanında, özellikle tarih, iktisat, siyaset bilimi ve hukuk alanında çalışan bilim emekçilerinin ve Devrimin yarattığı yeni estetiği ve felsefeyi hatırlayan sanat ve felsefe emekçilerinin 100. Yılında Ekim Devrimi’ni nasıl gördüklerini, nasıl bir önem ve anlam verdiklerini dosyalamak istiyoruz. Bu dosyada sözü, katkısı olsun isteyen herkesi, kendi yordamınca sayımıza katkı sunmaya ve ses vermeye çağırıyoruz.

 

Yazı teslim tarihi: 15 Haziran 2016

 

45. Sayı editörleri: Melehat Kutun Gürgen (kutunmelehat@gmail com), Mustafa Kemal Coşkun (coskunmkemal@gmail com), Mustafa Bayram Mısır (mbmisir@yahoo.com), Remzi Altunpolat (raltunpolat@gmail.com), Sinan Yıldırmaz (syildirmaz@yahoo.com), Tolga Tören (tolgatoren@gmail.com)

This post is also available in: English