Gelecek Sayılar

 

SAYI 44 (2017/2)

Ortadoğu’da Kapitalizm, Devlet ve Sınıflar

2002’de Irak’ın işgaliyle başlayan süreç ile 2010 Aralık ayında Tunus’ta kıvılcımlanan, kısa sürede tüm Ortadoğu’ya yayılan halk ayaklanmaları, bu coğrafyadaki yerleşik düzenleri baştanbaşa değiştirdi. Selefi cihatçı örgüt IŞİD, Ortadoğu’da iki yıldan az bir zamanda milyonlarca kişinin yaşadığı yüz binlerce kilometrekarelik bir toprak parçasını işgal etti; aynı zamanda dünyanın pek çok bölgesindeki intihar saldırıları ile küresel bir güvenlik tehdidi oluşturdu. Binlerce can kaybına yol açan Suriye iç savaşı bir yandan ABD, Rusya gibi egemen güçlerin bölgedeki etkisini yapısal dönüşüme uğratırken, diğer yandan özellikle Suriye ve Irak toprakları Kürt, Türkmen, Arap, Ezidi, Süryani halklarının varoluş mücadelelerine sahne oldu ve böylece bölgenin ekonomi-politiği ve siyasi haritası yeniden biçimlendirilme sürecine girdi. Savaş nedeniyle yaşanan göçler yepyeni çatışma alanları yaratarak, egemen güçler arasında mülteciler üzerinden yürüyen yeni pazarlıklar dolayımıyla kapitalist güç ilişkilerini yeniden şekillendirdi. Öte yandan, IŞİD denetimine geçen Kobane, Afrin ve Derik’in Halk Koruma Birlikleri (YPG) tarafından ele geçirilmesinin ardından ilan edilen Rojava devrimi ile Suriye’deki Kürt alanları birleştirilerek yeni bir ekonomik ve toplumsal model inşa edildi. Bu modelin kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkileri ile burjuva demokrasilerine gerçek bir alternatif olup olmayacağı üzerine sol ve eleştirel akademi içinde geniş bir tartışma alanı da oluştu.
Ortadoğu’da son dönemde yaşanan ve Türkiye’yi de yakinen ilgilendiren tüm bu değişim ve dönüşümleri ele alan yazılara yer vereceğimiz bu sayıda Ortadoğu çalışmalarında –en azından Türkçe yazında- daha az işlenmiş olan boyutlara; politik iktisat, devlet-sınıf ilişkileri ve toplumsal hareketlere eğilmek istiyoruz. Bu bağlamda özellikle üzerinde durmak istediğimiz konular şunlar: Ortadoğu’daki savaş, isyan ve yeni siyasal oluşumların arkasındaki temel dinamiklerin ve aynı zamanda bölgesel bağlantıların ekonomi politiği ve kapitalizmin doğası ile bu bağlantıların ilişkisini kurmak; devlet-sınıf ilişkilerinin evrimi; sermaye birikimi ve sınıf mücadeleleri; neoliberal politikalar ve devletin yeniden yapılanması; egemen sınıfların tarihsel gelişimi ve küresel kapitalizmle eklemlenme biçimleri; işçi sınıflarının oluşumu ve dönüşümü; tarımda mülkiyet ilişkileri ve köylülük; egemen ve muhalif ideolojik yapılanmalarda dinsel ve ulusal motiflerin değişen biçimleri; direniş hareketleri ve sol örgütlenmeler; muhalif hareketlerin içerdiği anti-kapitalist ve anti-neoliberal yönelimler. Bu tablo içinde Türkiye’nin son dönemde Ortadoğu’daki gelişmelere müdahil olma durumunu ve ayrıca dış politikadaki değişim dinamiklerine etki eden Türkiye kapitalizminin Ortadoğu’yla eklemlenme biçimlerini anlamak da bir başka öncelikli amacımız.
Editörler: Hülya Kendir, Ferda Uzunyayla, Gürsan Şenalp, Selime Güzelsarı (guzelsari@gmail.com)
Yazı teslimi için son tarih: 30 Ocak 2017
Sayı çıkış tarihi: Mayıs 2017

 

Sayı 45 (2017/3)

100. Yılında 1917 Rus Devrimi

 

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu da getiren büyük olay, 1917 yılında Rusya’da patlak veren Şubat ve ardından gelen Ekim Devrimi idi. Yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu getirmekle kalmadı; bütün bir burjuva devrimleri çağının hasta adam(lar) olarak işaretlediği ancak ortadan kaldıramadığı üç büyük Doğu Avrupa İmparatorluğundan birini -Rus Çarlığını- doğrudan, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğunu ise birinci emperyalist savaşın sonuçlarına bağlı olarak dolaylı şekilde sona erdirdi. Ekim Devrimi, dünya siyasal coğrafyasını değiştirdi ve yarattığı yeni tipte devlet yıkılana kadar da dünyada hakim olan iki kutuplu siyasal coğrafya oldu.

Modern siyasal düşüncelerden sosyalizme Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından yapılan eleştiri ve katkılardan ilhamını alan ve siyasal işçi hareketindeki bir sıçramaya karşılık gelen bu büyük tarihi olay; ilk kez 1848 Devrimleri ile “sosyal cumhuriyet” şiarı altında sahnede görülen siyasal işçi hareketinin Paris Komünü’nden sonra dünyada elde ettiği ilk başarılı siyasi iktidar denemesi değildi, başka deyişle, işçi partileri kapitalist devletler içinde hiç hükümet etmemiş değillerdi, ama devlet mekanizmasının tümüyle bir işçi partisi tarafından ele geçirildiği ilk deneyimdi. Paris Komünü 72 gün sürmüştü, 1917 Ekim Devrimi’nin ise bir işçi devrimi olup olmadığı kadar gerçekte kaç yıl sürdüğü de siyasal işçi hareketleri arasında tartışma konusudur. Siyasal işçi hareketi içindeki devrim karşıtları, onu daha çok Şubat Devrimi’nin kurduğu demokratik rejime/kurucu meclise karşı Bolşevik azınlığın Jakoben bir darbesi olarak gördüler. Devrim yandaşlarının durumu daha karmaşıktır: Literatüre Rusçası olan “sovyet” sözcüğü ile yerleşmiş bulunan işçi, köylü ve asker meclislerine dayanan devrimin 1921’de 10. Kongre’de bizzat Lenin’in katkısı ile sönümlenmeye başlayıp Lenin’in ölümü ile de tümüyle sona erdiğini ileri süren anarko-sendikalistler, 1929’da Troçkist Muhalefetin ezilmesi ile işçi demokrasinin bürokratik diktatörlük tarafından bastırıldığını ileri süren Troçkistler, 1930’larda devlet kapitalizmine geçildiğini savunan başka tür Troçkistler, Stalin ölünce Kruşçev’in karşı-devrim yaptığını ileri süren Stalinistler, nihayet, 1989’daki çöküşüne kadar bu devletin sosyalist olduğunu savunagelmiş Sovyetikler… Çeşitlendirilip çoğaltılabilir. Objektif olan, Ekim Devrimi’nin ardından her ikisi de Paris Komünü’nde bir işçi hükümeti nüvesi gören siyasal işçi hareketinin “sosyal demokrat” ve “komünist” adını alan iki ana akıma bölündüğü ve Ekim Devrimi sonrasında büyük oranda Stalin önderliğinde inşa edilen yeni tipte -genellikle liberal eleştirmenleri tarafından totaliter olarak nitelenen, sosyalist eleştiricileri tarafından ise bürokratik otoriter olarak nitelenen- devletin 72 yıl varlığını sürdürdüğüdür.

Praksis Dergisi olarak 100. Yılında Ekim Devrimi’ni tüm boyutları ile ele alan bir sayı çıkarmayı kararlaştırdık. Bütün boyutları ile ele almaktan kastımız bir tür “Ekim Dersleri” sayısı hazırlamak değil, zira, günümüzün dünyasında, Paris Komünü’nden “Komün Dersleri” çıkararak Büyük Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren siyasal akım çapında bir siyasal hareketin varlığından söz etmek güçtür. “Ekim Dersleri”, olsa olsa siyasal işçi hareketinin bu tür bir dünya tarihsel akımının kolektif bilincinin ürünü olabilir. Biz bu sayımızda, bundan ziyade, insan bilimlerin her alanında, özellikle tarih, iktisat, siyaset bilimi ve hukuk alanında çalışan bilim emekçilerinin ve Devrimin yarattığı yeni estetiği ve felsefeyi hatırlayan sanat ve felsefe emekçilerinin 100. Yılında Ekim Devrimi’ni nasıl gördüklerini, nasıl bir önem ve anlam verdiklerini dosyalamak istiyoruz. Bu dosyada sözü, katkısı olsun isteyen herkesi, kendi yordamınca sayımıza katkı sunmaya ve ses vermeye çağırıyoruz.

 

Yazı teslim tarihi: 15 Haziran 2016

 

45. Sayı editörleri: Melehat Kutun Gürgen (kutunmelehat@gmail com), Mustafa Kemal Coşkun (coskunmkemal@gmail com), Mustafa Bayram Mısır (mbmisir@yahoo.com), Remzi Altunpolat (raltunpolat@gmail.com), Sinan Yıldırmaz (syildirmaz@yahoo.com), Tolga Tören (tolgatoren@gmail.com).

 

Sayı 46 (2018/1)

Yöntem, Akademi, Praksis

Praksis Dergisi on yedi yıl önce, “Yaşanan bu süreç teorik konumlarını emekten ve sosyalizmden yana koyanların önüne sorumluluklar yüklüyor” ifadesi ile yayın hayatına başlamıştı. Kısa bir zaman geçmesine rağmen sadece Türkiye’de değil, dünyanın geri kalanında da önemli gelişmeler yaşandı. Yaşananlar sorumluluklarımızı artırdı. Sorumluluklarımız ise birbiriyle ilişkili ve ayrı düzlemler üzerinden biçimleniyor ve toplumsal gerçekliğin eleştirel bilgisinin üretilmesinin yöntemine ve bunun siyasal mücadeleyle olan ilişkisine dair yakıcı sorunsalları önümüze koyuyor:

i)Yaşanan sürecin temel belirleyenleri, sermaye birikimi, ulus-devlet ve sınıflar, arasındaki iç bağlantıları, çelişkileri ve çatışmaları soyutlama düzeyinde ve eylemlilik içinde olgusal olarak yeniden düşünmek. Kapitalizmin derinleşen krizi ve sürekli hale gelen savaş koşullarında, bu iç bağlantılar, çelişkiler ve çatışmalardan bağımsız bir bilgi üretme pratiğinde direten teori ve ideolojilerin eleştirisi, gündemimizdeki yerini işgal etmeye devam ediyor.

ii)Yine çıkış metninde ifade edildiği üzere “Böylesi bir çaba yalnızca, kapitalizmin eğilimleriyle belirlenmiş teorik üretimlerin savunmacı bir tarzda eleştirisiyle sınırlı olan değil, kendi bahçemiz olan sosyalizm ve tarihsel materyalizm alanını güzelleştirmeyi de önüne koyan bir çaba olmalıdır.” Marksizm’in, bir arada değerlendirilmesine alışkın olmadığımız felsefe akımları ile; ve de kendisine alternatif olduğu iddia edilen diğer radikal düşünce akımlarıyla alaşımlarının yaygınlaştığı bir zenginleşme döneminden geçiyoruz. Bu yenilenme süreci içinde öne çıkan akımlar; siyasal öznellik, maddi-olmayan emek ve müşterek olanın yeniden tanımlanması gibi meseleler üzerinden yeni açılımlar sağlarlarken, diyalektik, materyalizm ve yabancılaşma gibi konulardaki geleneksel kabulleri zorluyor. Söz konusu yaklaşımların ortaya çıkardığı tablonun, geçmişi yad etmek için yeninin potansiyelini görmezden gelen kör bir muhafazakarlıktan ve de yeni olanın muhtemel sınırlılıklarını gözden kaçırmaya sebep olabilecek bir acelecilikten azade bir özenle değerlendirilmesi gerekiyor. Böylece bu sayıda, eleştirel sosyal bilimin bütünlüğünden gelen zenginlikle, “Marksizm’in Krizi”nden günümüzde birbiri ile kısmen diyalog ve rekabet halinde tomurcuklanmakta olan Marksizm yorumlarına geçiş sürecini tartışmaya açmayı öneriyoruz.

iii) Sorumluluklarımız, bilgi üretim sürecinin kurumsallaşmış hali olan üniversiteyi de sorunsal alanımıza almayı gerekli kılıyor. Çünkü bilgi üretim süreçlerini kurumsal tekelinde soğuran ve sermaye birikimi ve ulus-devletin ürettiği özgün bir kurumsal form olarak üniversite mefhumu da köklü bir değişim/kriz içinde. Dahası, ulus-devlet ve sermayenin içsel ilişkilerinin dünya ölçeğinde ittifak/çatışma halleri, üniversiteleri bu ittifak/çatışmanın stratejik birimine dönüştürmekte. Bu dönüşüm ise derinleşen kriz koşullarında artan baskıcı pratiklerin siyasal, iktisadi ve teknik süreçlerini örgütleyen askeri-endüstriyel ittifakla hemhaldir. Öyle ki üniversite, halka karşı işe koşulan savaş aygıtının bir tertibatına dönüşmüş; kamusallık, eleştirellik ve hatta bilimsellik iddialarından sıyrılarak sermaye ve devletin suçlarının teknik zemini ve meşrulaştırma aracı haline gelmiş durumdadır. Bu suç ortaklığının Türkiye bağlamında uzun bir geçmişinin olduğundan bahsedilebilir. Zira Türkiye toplumsal formasyonunda üniversiteler, geç-ulus-devlet ve geç sanayileşmenin aldığı nevrotikişleyişlere sahip. Bu nevrotik işleyiş AKP iktidarı döneminde çok daha belirgin bir hal aldı. Ve AKP’nin “yeni Türkiye” projesinde üniversitelere tamamlayıcı bir işlev yüklendi. Bu projenin siyasi ve ideolojik muhtevasının neleri içerdiği ve bir baskı tertibatı olarak nasıl örgütlendiği sorusu, en kapsamlı yanıtını Barış için Akademisyenler (BAK) süreciyle berraklaşan deneyimlerde bulmaktadır. Bu sayı, toplumsal gerçekliğin anlaşılması ve dönüştürülmesi için verilen mücadelelerin bilme biçimleri ve akademi alanındaki güncel görünümlerini, eleştirel sosyal bilimin bütünlüğünde, kolektif bir tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Marksizm’in zenginleşmesine yol veren yeni felsefi, kuramsal ve metodolojik tartışmaları içererek, parçalı ve şeyleşmiş toplum anlatılarına karşı bütünsel, ilişkisel ve tarihsel bir yöntemsel hattın inşasına katkıda bulunmayı amaçlar. Bilme biçimlerinin ve anlama eyleminin üretildiği tarihsel ve toplumsal koşulların da bu tartışmaya içerilmesi gerekliliği kapsamında bilgi üretme pratiğinin tarihsel olarak hakim kurumsal formu olan üniversitenin güncel bir eleştirisini yapmayı da hedefler. Böylece bu eleştiriyi tarihsel materyalizmin zengin mirasının ürettiği merkezi yöntemsel tartışma hatları içinde konumlandırmaya ve toplumsal-siyasal mücadeleyle olan bağını politik olarak okumaya çağırır. Bu bağlamda aşağıda işaret ettiğimiz sorunsallar temellinde belirlenmiş kolektif üretme pratiğimize katkı çağrısı yapıyoruz: -Ulus-devlet ve sermaye birikim mekanizmasındaki güncel değişimler, -Burjuva sosyal bilimi, kriz ve bilme biçimleri, -Marksizm içinde yapılan güncel yöntem tartışmaları ve praksis, -Marksizm ve eleştirel sosyal bilim: mesafeler, yakınlıklar -Bilgi üretimi, kurumsal bileşenleri ve akademi.

Yazı son teslim tarihi: 1 Kasım 2017

Sayı çıkış tarihi: Ocak 2018

Sayı editörleri: Ali Yalçın Göymen (goymenyalcin@gmail.com); Çağlar Dölek (caglardolek@gmail.com); Fuat Ercan (ercanfu@yahoo.com); Melehat Kutun (kutunmelehat@gmail.com).