Dijital Kapitalizm Dedikleri
-
DiğerÖz
Bu makalede yazılım üretimi için kullanılan üretim araçları incelenecektir. Yazılım üretim araçlarının diğer üretim araçlarından farklılaşan özelliklerine değinilecek ve bu özellikler üzerinden kapitalist üretim tarzı içindeki etkileri tartışılacaktır. Bunun için öncelikle yazılım üretim araçlarının çoğunlukla dijital müştereklerden oluştuklarına dikkat çekilmelidir. Bu araçların, ücretli emek tarafından üretilmiş olsun veya olmasın temin edilişlerinde herhangi bir bedel ödenmez. Bu nedenle yazılım üretiminin devasa boyutlarda sermaye birikimine ihtiyacı yoktur. Yazılım üretim araçlarının tarihi de bunu göstermektedir. Özellikle programlama dillerinin tarihi, hem yazılım alanında insan emeğinin üretici gücünün nasıl arttığını ortaya koymakta hem de bu üretici güç artışının dijital müştereklerde bir birikimle birlikte anlaşılması gerektiğini vurgulamaktadır. Tartışmanın sonunda çalışma, yazılım üretim araçlarının müşterek yapısını göstermektedir. Kapitalist üretim tarzı içinde müşterekler biçiminde örgütlenen bu araçlar aynı zamanda kapitalist üretim için sabit sermaye rolünü üstlenirler. Ancak yazıda da gösterilmeye çalışıldığı gibi, sermaye üretmek için seferber edilen müşterek üretim araçları, aynı zamanda kapitalist üretim ilişkilerinin kabuğundan sıyrılma imkânı vermektedir. Yazılım üretim araçlarının müşterekliği komünist üretim için bir fikir verebilir.
-
DiğerÖz
Dijital tertibatlar tüm hayatımızı yönetmeye başladı. Yapay zekâ birçok alanda şaşırtıcı ve etkileyici işler yapabiliyor. Birçokları gelecekte yapay zekânın üretkenliği artırarak dünyanın sorunlarını çözeceğini tahayyül ediyor. Dahası bazıları yapay zekânın neredeyse Tanrı kadar güçlü olacak süper zekâya dönüşeceğini ve sanal dünyayla gerçek dünya arasındaki ayrımları kaldıracağını belirtiyor. Bu makalede tüm bu tahayyüllerin kapitalist gerçekçilik içine sıkışmış olduklarını ve mülkiyet ilişkilerini sorunsallaştırmak yerine yapay zekânın kapitalizm için yapabileceklerine odaklandıklarını dile getireceğiz. İlk olarak yapay zekânın nasıl işlediği üzerinde duracağız. Sonra, yapay zekâ tahayyüllerinin kapitalist gerçekçilikle olan ilişkilerini göstereceğiz. Son olarak, dijital tertibatların müşterekleşmeye nasıl hizmet edebileceğini tartışıp, bu yolda anonimlik hâlinin öneminden bahsedeceğiz.
-
DiğerÖz
Tarih boyunca sanat, iktidarların otoritesini görselleştirdiği temel bir araç olarak da kullanılmıştır. Sanat ve teknolojinin ayrılmaz yapısı nedeniyle devlet ve sermaye egemenlik alanlarını ve etkilerini görsel teknolojilerin gelişimine paralel olarak artırmış ve güçlendirmiştir. Ancak zaman içinde iktidarlar görünüşlerini gizlemek için farklı stratejiler de benimsemişlerdir. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi iktidarların uyguladıkları teknikleri çeşitlendirmiş ve gücün daha etkin kullanılmasına sebebiyet vermiştir. Görsel teknolojilerin bu stratejiler doğrultusunda kullanımı gözetim teknolojileri alanlarını da geliştirmiştir. Bir gözlem pratiği olan gözetim, fotoğraf ya da çekim tekniklerine referans olan optik yönleri vurgulayan metaforlarla bağlantılıdır. Fotografik bakış hesaplanarak çerçevesi çizilen bir bakış, kameradan bakılma biçimiyle ilgilidir. Bu bakış kameranın arkasındaki bakan göze bilgi sağlayarak toplumu, bireyleri, mekanları ve davranışları sınıflandırma, belgeleme ya da estetize etme aracı olmasının yanı sıra iktidarlar için psikolojik güç, disiplin ve kontrol mekanizmalarından biri haline de gelmiştir. Gözetim sistemlerinin denetim, kontrol ve disiplini sağlayan güç ve iktidar bağlamı olarak her yerde olması değişen paradigmalarla birlikte veri izleme ve veri toplama yöntemleri için tasarlanmış teknolojilerin mimarisine, ekonomik, politik ve kültürel süreçlere dayanmaktadır. Bu süreç doğal olarak iktidarların görünmez gücünü görünür kılmak ve toplumsal bir direnç oluşturmak için estetik bir karşı dil de inşa etmiştir. Bu çalışmada görsel teknolojilerin gelişimi ve iktidara hizmet etmesiyle kurulan ilişkiler ve bu ilişkilerin kökenleri üzerinde durulacaktır. Görsel dilin iktidar tarafından denetim yöntemi olarak kullanılmasının pratikleri ve bu pratiklerin zaman içinde nasıl geliştiği tarihsel bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışılacaktır. Ayrıca bu konu, internetin sivil hayatta kullanılmaya başlaması ve toplumun sayısal sistemlere entegre olmasıyla devam eden süreçte, gözetlenen yaşamın karşısında gözetim yöntemlerini ifşa ve temsil edecek estetik bir direniş alanını ortaya çıkaran sanatçıların eserleri üzerinden analiz edilecektir.
-
DiğerÖz
Bu makalede dijitalleşmenin sağlık hizmetlerine ve sağlık emekçilerine etkisi neoliberal sağlık reformları kapsamında ele alınmıştır. Çalışma, üretici güçlerin gelişimiyle ilişkili olarak dijital alanda yaşanan köklü gelişmelerin sağlık üzerine etkisini devlet, sermaye ilişkileri ve toplumsal ilişkiler açısından incelemektedir. Apolitikleştirilen dijital sağlık anlatısının sermaye birikim süreciyle ilişkilendirildiği çalışmada makineleşme, otomasyon ve dijitalleşmenin sağlık alanında emek süreci ve toplum sağlığını nasıl etkilendiğine ilişkin eleştirel bir tartışma yürütülmüştür
-
DiğerÖz
Hızla gelişen enformasyon teknolojileri, toplumsal hayatta ve kapitalizmin dinamiklerinde birtakım değişimler meydana getirmiştir. Dijitalleşme bir yandan bireylere ve gruplara daha fazla katılım, bireysel ve kolektif özgürlük imkânı sağlarken, diğer yandan iktidarların denetim ve gözetim biçimlerini dönüştürmüş, genişletmiş ve merkezsizleştirmiştir. Birçok alanda kaçınılmaz hale gelen teknolojiler ve dijital uzamlar ile bireyler sürekli gözetlenirken, iktidarların ve büyük teknoloji şirketlerinin lehine gözetim ve verileştirme pratiklerini süreklileştiren mekanizmalar derinleşmektedir. Literatürde ve kamusal alandaki bu süreçlere dair tartışmalar ise genellikle özgürleşme ve otoriterleşme ikiliği çerçevesinde yürütülmektedir. Kavramsallaştırma arayışında sıklıkla dijital teknolojilerin kullanımı ve toplumsal etkileri bir tür bireysel ve kolektif haklar ve özgürlüklere dair avantajlar ve riskler terazisine konulmaktadır. Genellikle, otoriter olarak tanımlanan ülkelerde ya da bağlamlarda dijitalleşmeyle ilgili gözetim, baskı veya otoriterleşme gibi kavramlar öne çıkarken; liberal demokratik olarak tanımlanan ülkelerde veri güvenliği, mahremiyet, kişisel haklar gibi meseleler öne çıkmaktadır. Biz bu yazıda, bu sistemlerin birbirlerinden kopuk olmadığından ve aynı dijital kapitalist sistemin birer halkası olduklarından yola çıkarak, kapitalist saiklerin ve gözetim pratiklerinin dijital özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı meselesiyle nasıl ilişkilendiğini irdeliyoruz. Kapitalizmdeki dijital gözetim ekseninde söylemlerin, taleplerin ve saiklerin özgürlük mefhumunu kimin lehine ve aleyhine şekillendirdiğine dair tartışmalara bir katkıda bulunmayı hedefliyoruz.
-
DiğerÖz
Kapitalist sistemin 20. yüzyılın son dönemlerinden itibaren ve özellikle post-Sovyet dönemde sermaye lehine ortaya çıkan olanaklar sayesinde, tarihsel ve “alışılmışın dışında” bir değişim ve dinamizm sürecinde olduğu iddia ediliyor. Kapitalist sistemin, teknolojik ilerlemeler ve üretim güçlerinin gelişimi ile koşut olarak ortaya çıkan enformasyon ve verideki büyük artış, otomasyon ve bilgisayarlaşma, gelişen iletişim ve dijitalleşme ile yeni medya araç ve teknikleri gibi gelişmelerle birlikte yeni bir tarihsel evrenin açılışını yaptığı iddiası, kapitalizmin sistem içi kriz döngülerinin üstünü örtecek ya da erteleyecek yeni bir ideolojik manevra olarak öne çıkmaktadır. Marksist ekonomi politik yaklaşım, teknolojik ilerlemeyi, üretim süreçlerinin bir parçası olarak görür ve bunun üretim sürecinin tamamına olan etkisini inceler. “Dördüncü sanayi devrimi” olarak adlandırılan dönemde ortaya çıkan tam otomasyon, insansızlaştırma gibi eğilimlerin, sermaye birikiminin gereklerinden bağımsız olarak ortaya çıktığı söylenemez. Bu çalışma, Marksist ekonomi politik açıdan, teknolojik gelişmelerin kapitalist üretim ilişkileri üzerindeki etkilerinin kuramsal boyutunu tartışmakta ve konuya ilişkin kavram setlerini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, teknolojik gelişme ve dijitalleşmenin üretim ilişkilerini kökünden değiştirdiği tezine karşı çıkılarak, maddi üretim alanında sermaye egemenliğinin yeniden üretimini merkeze alan kuramlar Marksist ekonomi politik açıdan ele alınmaktadır.
