Burjuva devlet formundan kaçış yöntemi olarak neoliberal polis reformu: Türkiye örneği
Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından dünyada ve Türkiyede polis reformu olarak adlandırılan bir sürecin işleme konulduğu görülmektedir. Bu süreçte polis aygıtları yeniden yapılanmakta, Soğuk Savaş döneminde gösterdikleri teknolojik ve siyasi zaafiyetler giderilmeye çalışılırken yeni siyasi ve toplumsal misyonlar üstlenmektedir. Neoliberal değişim dalgasının şampiyonu ilan edilen polis teşkilatlarının bu dönüşümü nasıl okunmalıdır? Polis reformu nedir? Bu sorularla yola çıkan makale, polis reformunun temel unsurlarını ve ardında yatan mantığı Türkiye örneği üzerinden sergileme ve post-Sovyet dönemde polis aygıtlarında gerçekleşen bu değişimin burjuva devletin yeniden yapılandırılmasında nereye oturduğunu anlama uğraşının bir ürünüdür. Polis reformunun, burjuva devlet ve ona bağlı olarak şekillenen modern siyasal alanın bir tür çözücüsü olarak işlev gördüğünü iddia eden bu makale, aynı zamanda polis aygıtlarının bu süreçte devlet-dışı, devlet karşıtı aktörler olarak şekillendirildiğini gösterir. Nitekim Türkiyede polis, kendisini neredeyse bir sivil toplum aygıtı olarak kurgular ve özellikle toplum destekli polislik felsefesi ve uygulaması üzerinden Türkiyede devlet-toplum ilişkisine yeni bir biçim vermeye çalışır. Bu nedenle makale, polis aygıtı ile modern burjuva devlet arasındaki ilişkinin kökenine dair teorik bir tartışmayı da bünyesinde barındırır. Makaleye göre, bu ilişkinin sınıf temelli bir çözümlemesi yapılmadan polis reformu denilen sürecin gerçek yüzü ortaya çıkarılamaz. Zira neoliberal polis reformu, sermaye sınıf erkinin gerek polis gerek modern siyasal alan üzerinden yeniden sağlamlaştırılmasının asli araçlarından biridir.