Toplumsal Yeniden Üretim Krizi ve Kapitalist Devletin Erkek Sorunu: Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Faili Erkekleri Cezalandır(ma)ma Politikaları Bağlamında Bir Değerlendirme
Patriarkal toplumsal cinsiyet sözleşmesinde kadınlar lehine yapılan iyileştirmeler döneminin kısmen sona erdiği, anti-feminist devlet projelerinin ve örgütlü feminizm karşıtı mücadelenin yükseldiği bir tarihsel dönemeçteyiz. Bu makale, bu dönemeci belirleyen politik-ekonomik mantık üzerine bir tartışma denemesinde bulunmakta, toplumsal yeniden üretim kuramı ışığında yapılacak bir kapitalist devlet okumasının, feminist kuram ve siyaset için eski, ama eskimeyen kimi tartışma gündemlerini yeniden zorunlu kıldığını iddia etmektedir. Makaleye göre, kadına yönelik şiddet faillerinin kimi zaman eksik kimi zaman fazla-suçlulaştırılması siyaseti, toplumsal yeniden üretim krizinin devlet üzerinde yarattığı çifte yapısal tazyikten ayrı düşünülemez. Bu çifte tazyikin bir öğesini patriarkal toplumsal cinsiyet sözleşmesindeki kırılmalar/zaaflar teşkil ederken, diğer öğesini mutlak ve göreli sömürü oranlarının emeğin değerlenme süreçlerinde yarattığı dalgalanmalar oluşturmaktadır. Bu her iki unsur da kapitalist devletin “cinsiyet temelli stratejik seçimlerini” belirlemektedir. Ancak hangi tarihsel dönemde hangi unsurun ne oranda ağır basacağını, son kertede klasik patriarkanın yüz değiştirerek de olsa hüküm sürmeye devam ettiği Küresel Güney ülkelerinde devletin politik antropolojisine rengini veren ve/veya devlet-toplum kompleksi açısından önem verilen erkek emeğinin toplumsal değer hiyerarşilerindeki konumu belirlemektedir. Toplumsal yeniden üretim süreçlerindeki yıpranmanın krize evrildiği dönemlerde, değer hiyerarşileri sarsılmakla kalmaz, kapitalist devletin bir karar vermesi gerekir: bir toplumsal grup olarak hangi kadınları ve hangi erkekleri politika yapım süreçlerinin ve kriz yönetiminin merkezine koymalı? Kadınların toplumsal konumunu mu iyileştirmeli, erkeklerin siyasal konumunu mu sabitlemeli? Finansal kapitalizm döneminde bu temel çelişki, siyasi iktidarların diyagonal kararlar almasına, devletin bir “kriz-devleti” haline gelmesine neden olmaktadır.