Toplumsal(ın) Yeniden Üretim Krizinde Mekan-Zamansal Sınırlar, Geçişler ve Yanıtlar: Güvencesizleşme, Bekleme ve Genç Emeği
Bu çalışma, bir geçiş kategorisi olarak tanımlanan genç nüfusun emek deneyimlerinden yola çıkarak, Türkiye’nin son on yıl içinde geçirmekte olduğu otoriterleşen-muhafazakarlaşan neoliberal yapı içindeki toplumsal(ın) yeniden üretim krizinin mekan-zamansal bir analizini feminist literatüre dayanarak yapmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara’da ikamet etmekte olan üniversite mezunu genç1 ile gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlara2 dayanan bu makalede temel olarak şu savunulmaktadır: Türkiye’nin son yıllarda dönüşmekte olduğu politik-ekonomik neoliberal otoriterleşme süreci ve muhafazakarlaşmış toplumsal cinsiyet rejimi, özellikle genç nüfus için borçluluk-işsizlik-güvencesiz istihdam koşulları ve devlet güdümlü ailecilik ideolojisiyle şekillenen kalıcı hale gelen bir bekleme hali yaratmaktadır. Bu mekansallık toplumsal yeniden üretim ve üretim alanlarındaki karşılıklı sonsuz bir kriz döngüsüyle şekillenmektedir. Çalışan sınıfların kendilerini üretme kapasitelerinin sınırlandığı borçluluk-işsizlik- güvencesiz iş döngüsünün kalıcılaşma hali olarak ortaya çıkan bekleme hali gündelik hayatın bir karakteristiği haline gelmiştir. Bu mekansallıkta devlet güdümlü toplumsal cinsiyet rolleri yeniden üretilirken genç nüfus güvencesiz istihdam koşulları ve işsizlik arasında bir yerde kalmaktadır. Bekleme hali, diyalektik bir biçimde baskılanma ve gözetim mekânları olarak ortaya çıkarken, bu mekanlar salt baskı alanları olarak görülmeyip alternatif çalışma stratejileriyle görünmez, gündelikten, sessiz direnme alanlarına olanak yaratır. Bekleme hali, sosyal ve ekonomik ilişkilerin kurulduğu üretim ve toplumsal yeniden üretim alanlarının prekaryalaşma sürecine aktif yanıtların üretilme potansiyeli de içinde barındırmaktadır. Beklemek, pasifize edilmiş öznellikler değil, tam tersine üretken olarak dönüştürmeyeçabalanan bir eylemlilik halidir. Güvencesiz genç nüfusun ürettiği çalışma stratejilerinde, çalışmaya iliştirilen anlamlar karmaşıklaşır ve çeşitlenir; yanıtlar, üretim ve toplumsal üretim alanları, üretken emek ve üretken olmayan emek, hane içi ve hane dışı emek gibi verili ikilikleri muğlaklaştırır, bu kavram setlerini yeniden düşünmeye çağırır.