Yeniden Gramsci: Hegemonya, Devlet ve Pasif Devrim Sorunu
-
ÇeviriÖz
Cihan Tuğal’ın, Pasif Devrim: İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi (2009) eseri, Sultanbeyli ilçesinde kentsel yönetimdeki dönüşümün izini süren önemli bir etnografik araştırma beyanı ve bunun yanısıra Türkiye’de hegemonya siyasetinin ve seküler hegemonyanın inşasının kuramsallaştırılmasına önemli bir katkıdır. Benim makalem, kitabın siyasal toplum, sivil toplum ve devlet arasındaki etkileşimi her zamanhalihazırda ayrı olarak konumlandıran esaslı ve oldukça cesur hegemonya teorisi revizyonunu eleştirel biçimde incelemek için, onu, Sosyolojik Marksizm olarak bilinen, daha geniş bir literatür yapılanması içine yerleştirmektedir. Kanaatim, bu hegemonya revizyonunun ve siyasi toplum, sivil toplum ve devleti yeniden tanımlamasının, bu alanları ‘ontolojik dışsallık’ ilişkisi olarak nitelendirdiğim şekilde içermesinden dolayı, son derece problemli olduğudur. Eleştirinin odak noktası sonrasında hegemonya ve pasif devrim arasındaki ilişkiyi daha iyi netleştirmek için, Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ne dönük kendi okumam sunulacaktır. Buradaki iddiam, Cihan Tuğal’ın hegemonya ve pasif devrim incelemesinde, Gramsci’nin kendi yazdıkları ile hayal kırıcı bir biçimde, doğrudan angajman yokluğu olduğudur, ki bunun önemli siyasal sonuçları vardır. Temel olarak, ‘bütüncül devlet’ teorisine odaklanış ve onun devlet teorisi ile hegemonya ve pasif devrim tartışmalarına getireceği zenginlik mevcut değildir. Takip edilmiş olsaydı, ‘bütüncül devlet’ kavramı Sosyolojik Marksizmi ayırt eden ontolojik dışşallığın üstesinden gelmek için net bir yol sağlardı. Sonrasında, sonuç bölümünde, odak noktam teorinin ve etnografın rolünün konumlandırılmışlığının değerlendirilmesi. Bu konuların, beliren egemen-karşıtı pratiklerin alternatif açıklamalarını ve ütopyacı bakışın yeni alanlarının analizini ortaya koyma ihtiyacını ileri sürmenin de önemini arttırdığı iddia edilmekte. Bu nitelikler, hegemonyanın yeniden düzenlenişi ve sermaye birikiminin zamansal-mekansal bağlamının pasif devrim koşullarıyla yeniden şekillenişi üzerine yapılan herhangi bir açıklamaya eşlik etmelidir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Tarihsel maddeciliğin toplumu inceleyen diğer doktrinlerden temel farklarından birisi toplumu bir ilişkiler bütünü olarak ele alması ve bu bütünü dönüştürmeye yönelik bir tarih görüşüne sahip olmasıdır. Antonio Gramsci bu görüşü genişletmiş; toplumsal ilişkileri sadece yapı ile üstyapı ekseninde değil, toplumsal ilişkileri kuran insanların gerçekleştirdikleri pratik ile teorinin ilişkisi açısından da incelemiştir. Bu çalışma, söz konusu iki eksenin meydana getirdiği organik bütünlük anlayışı çerçevesinde Gramsci’nin toplumsal ilişkiler bütününü anlama ve dönüştürme perspektifinin ana hatları üzerinde durmaktadır. Devlet, sivil toplum, hegemonya, aydınlar ve siyasal parti gibi bir dizi katkı niteliğindeki kavramın praksis (teori ile pratiğin birliği) ve tarihsel blok (yapı ile üstyapının birliği) kavramları çerçevesinde anlamlandırıldığı belirtilmiştir. Gramsci’den yola çıkarak devrimi düşünmenin mevcut üretim ilişkileri ve mülkiyet biçimlerini olduğu kadar, insanların eylemlerini belirleyen egemen düşünce biçimlerini dönüştürmeyi de içermesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Türkiye siyasetini merkez/çevre analizi ve güçlü devlet geleneği üzerinden anlamlandıran söylem İslami burjuvazi tartışmalarında da öne çıkmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında, İstanbul burjuvazisi ve temsilcisi TÜSİAD merkez ile yakın ilişkisi sayesinde gelişen, devlete bağımlı olan ‘bürokratik burjuvazi’dir. Bunun karşısında bulunan İslami burjuvazi ve temsilcisi MÜSİAD ise devletten bağımsız olarak piyasada başarılar kazanarak gelişmiş, halkın değerleriyle özdeşleşmiş, gerçek bir ‘girişimci burjuvazi’dir. Bu yöntemsel duruş, devlet/toplum karşıtlığı üzerinden hareket etmekte, elitler ile halk arasındaki kültür ve statü farklılıklarına odaklanmakta ve üretim ilişkileri ile emek ve sermaye arasındaki mücadeleye açıklayıcı bir değer atfetmemektedir. Egemen olan bu bakışa alternatif olarak, bu çalışmada Bob Jessop tarafından geliştirilen stratejik-ilişkisel yaklaşımdan hareket edilerek MÜSİAD özelinde İslami sermayenin tarihsel materyalist bir okuması yapılmaktadır. Devlet/toplum karşıtlığının aşıldığı bu yaklaşımda devlet, sınıf mücadelesinin kristalize olduğu karmaşık bir ilişkiler ağı ve sınıf stratejilerinin uygulandığı bir alan olarak ele alınmaktadır. Sınıfları devlete dışsal olarak değerlendirmek yerine, hegemonya projelerinin ve birikim stratejilerinin uygulanmasında devletin de önemli bir mücadele alanı olduğu vurgulanmaktadır. Bu çerçeveden hareketle, İslami burjuvazinin tarihsel gelişimi; sermaye birikiminde öne çıkan stratejileri, siyasal alana dair hegemonya projeleri, İslam’ın yeniden yorumlanarak serbest piyasanın, girişimciliğin ve tüketimin toplumsal meşruluğunu oluşturma çabaları incelenerek değerlendirilmektedir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Türkiye 2001 krizi sonrasında sermaye birikim süreci açısından önemli dönüşümler yaşamıştır. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri üretken sermaye döngüsünün uluslararasılaşmasıdır. Gerçekten de üretken sermayenin uluslararasılaşması dinamiğinin, para, maliye ve sanayi politikarı gibi, devlet tarafından formüle edilen ekonomi politikaları üzerinde etkisi olmuştur. Bu bağlamda, bu dönüşümünün temel yönelimi ihracat içerisinde yüksek teknolojili metaların oranını artırmaktır. Bununla beraber, 2001 sonrasında uygulamaya konulan yeni sermaye birikim modelinin iki temel yan etkisi olarak görülen sürekli yüksek işsizlik ve görece yüksek oranlı cari işlemler açığının, modelin kendi içsel işleyişinin sonucu olarak ortaya çıktığı ileri sürülebilir. Özellikle 2006 yılı sonrasında ihracat içersindeki yüksek teknolojili metaların oranının artışının duraklamasından sonra devlet yeni sanayi politikalarının yeniden formüle edilmesine daha fazla dahil olmaya başlamıştır. Bu çalışmada, 2006 yılından sonra başlayan ve özellikle 2008 krizinden sonra yoğunlaşan yeni sanayi politikaları üzerine olan tartışmaların tarihsel materyalist bir perspektiften analiz edilmesi hedeflenmiştir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışmada değerler dünyasının Marksist anlamda değer üretim süreci ile olan ilişkisi üzerine odaklanılmıştır. Arçelik şirket tarihi örneği üzerinden Türk olmak, aile, baba, evlat, güven, uzlaşma, aidiyet, futbol gibi Türkiye toplumu tarafından ortaklaşılmış kimi değerlerin sermaye ilişkisine nasıl içerildiği ortaya konmuştur. Böylelikle kültürel ve sosyolojik çalışmaların ötesine geçerek, değerler dünyası da eleştirel politik iktisat çerçevesinden incelenecektir. Nihai olarak çalışma göstermektedir ki, Marksist anlamda değer yaratma süreci, “değerler dünyasını” içererek gerçekleşmekle birlikte, sözkonusu değerler farklı sınıflar için farklı sonuçlar ve anlamlar taşımaktadır.
