Feminist Politika ve Kadın Emeği II
-
Araştırma MakalesiÖz
Toplumsal yeniden üretim feministleri günümüz toplumlarında kadınların ezilmesinikadınların toplumsal yeniden üretim süreçlerindeki rolleri ile ilişkilendirirler. Ataerkilsistemi reddederek ve toplumsal yeniden üretimi kapitalizme tabi kılarak, toplumsalcinsiyet eşitsizliğinin kaynağını kapitalizme dayandıran, birleşik –“birleştirilmiş”- bir teoriyisavunurlar. Yüzde 99 için Feminizm başlıklı feminist manifestonun yazarları da benzer biranlayışa sahiptir.Toplumsal yeniden üretim yaklaşımını başlıca iki sorunsal bağlamında tartışacağım. İlki,toplumsal yeniden üretim, toplumun bütüncül bir analizini inşa etmek ve kadınlarınezilmesini açıklamak için elverişli bir kavram mıdır? Buna yanıtım evet; toplumsal yenidenüretimin toplumun kritik bir uğrağı (moment) olduğunu kabul ediyorum. İkinci sorunsal– toplumsal yeniden üretimden hareketle- kadınların ezilmesinin sadece sermayeyleaçıklanıp açıklanamayacağıdır. Buna yanıtım ise olumsuz. Buna karşı, günümüztoplumlarında kadınların ezilmesini açıklamak için kapitalizm analizinin tek başına yeterliolamayacağını, ataerkil sistemin de hesaba katılması gerektiğini savunuyorum.
-
Araştırma MakalesiÖz
Hanehalkının kredi ve kredi kartı kullanımı son yıllarda dikkat çekici niteliktedir. Borcadayalı tüketim o denli yaygınlaşmıştır ki günümüzde pek çok aile, gündelik ihtiyaçlarınıkarşılayabilmek için krediye bağımlı hâle gelmiştir. Toplumsal yeniden üretimin artanmaliyeti özellikle düşük gelir gruplarını borçlanmaya zorlamakta ve bu süreçte kredi,neoliberal bir eşitsizlik yönetimi aracına dönüşmektedir. Finansal araçlara erişiminkolaylaşması, sosyal güvenlik sisteminin zafi eti, kamusal hizmetlerin metalaşması vederinleşen sosyoekonomik eşitsizlikler neticesinde kredi mekanizmaları, önceden kısmendevletin himayesinde olan refah uygulamalarının bir ikamesi olmaktadır. Dolayısıylahanehalkı borçluluğu, kapitalist üretim ve toplumsal yeniden üretim ilişkilerinin temelindeşekillenen, sınıf ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle örülü, karmaşık bir meseledir. Bubağlamda, kadınların borçluluğu nasıl deneyimlendiğine bakmak ve şu soruları sormakoldukça önemlidir: Borçluluk, toplumsal yeniden üretimin belirleyici öznesi olan kadınlarınhane içinde veya dışında emeğe katılım süreçlerini nasıl etkilemektedir? Bugünü belirsizbir yarına bağlayan borçluluk durumu, kadınların gündelik hayatlarında nasıl açığaçıkmaktadır? Bu deneyimler; üretim, toplumsal yeniden üretim ve güç ilişkileri bağlamındaneye tekabül etmektedir? Bu çalışma, bahsi geçen soruları İstanbul’da borçlu hanelerdenkadınlarla yapılan görüşmelere dayanarak yanıtlamayı hedeflemek edir. 2000’li yıllarınbaşından itibaren hanehalkı borçlanma oranının altı kat arttığı, borçluların çoğunluğunualt sınıfla ın oluşturduğu ve kadın emeğinin daha yoğun baskılarla karşılaştığı Türkiye’de,kadınların deneyimlerine yer vermek özellikle önemlidir. Mülakatlar gösteriyor kiborçluluk, kadınların ücretli/ücretsiz emeğe ve enformel/formel işgücüne katılımlarınıveya katılım biçimlerini etkilemektedir. Üstelik kadınların buradan doğan deneyimleri,emek piyasasının ve sosyal politikaların cinsiyetçi yapısının yanı sıra ailedeki cinsiyet rollerive annelik ya da “ev kadınlığına” atfedilen manalar aracılığıyla şekillenmektedir. Bu noktadaborçluluk ve kadın emeği arasında iki yönlü bir ilişki ortaya çıkmaktadır: Bir taraftan borçyükü, kadın emeğinin hane içi ve emek piyasasındaki eşitsiz konumunu pekiştirirken diğertaraftan kadın emeği, borç yüküyle başa çıkabilmenin önemli bir dayanağı olmaktadır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu yazı üretim ilişkileri ve yeniden üretim ilişkileri arasındaki bağımlı ilişkiyi domatesüretimi üzerinden anlamaya çalışmaktadır. 2013 ve 2015 yılları arasında Batı Anadolu’dakiçeşitli domates tarlalarında ve bir domates fabrikasında yapılmış olan katılımlı gözlemverilerine dayanan çalışma, Türkiye’nin küresel gıda sistemine eklemlenmesinde kadınınhane içi ve dışındaki emeğinin dönüştürücü rolünü vurguluyor. Bunu yaparken domatesinekimi, toplanması ve işlenmesi aşamalarına odaklanarak, sırasıyla çiftçilerin “yatay eklemligeniş aile” yapısının, mevsimlik tarım işçilerinin “klasik geniş aile” yapısının ve fabrikadaişçilerinin “dönüşmekte olan aile” yapısının domates üretimini nasıl şekillendirdiğine vebu aile yapılarının domates üretiminin kapitalist koşulları ile nasıl şekillendiğine bakıyor.Ataerkillik ve emek sürecinin organizasyonuna dair tartışmaların meta zinciri analizini nasılfeministleştirebileceğini tartışan makale, toplumsal cinsiyet kimliklerinin inşasının üretimve yeniden üretim ilişkilerinin kesişiminde ele alınması gerekliliğini vurgulamakta vedolayısıyla “ataerkil kapitalizm” kavramsallaştırmasının revize edilmesine yönelik önerilerdebulunmaktadır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Soylulaştırma, cinsiyet ilişkilerini dönüştürür ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yenidenüretimine neden olur. Soylulaştırma ve toplumsal cinsiyet ilişkisine odaklanan çalışmalarınsayısı son dönemde artmış olmasına rağmen, ilgili yazın konuya dair kısmi bir tablosunmaktadır. Bu çalışma, soylulaştırma sürecinde 1) mekan ve cinsiyetin yeniden inşaedilişi; 2) yeniden üretimin maddi ve duygusal emek yükünün sınıflar arası ve cinsiyetlidevrini sorunsallaştırır. İstanbul’un Tarlabaşı semtinde, soylulaştırma sonucu yerindenedilme tehdidi altında yaşayan ya da halihazırda yerinden edilmiş alt sınıftan kadınlarındeneyimlerini, semtte yaşayan ve çalışan 26 kadınla yapılan yarı yapılandırılmışderinlemesine görüşme ve katılımcı gözlemlere dayalı olarak aktarır. Çalışma semttekisoylulaştırma sürecinin alt sınıf kadınların hayatını ekonomik ve sosyal açıdan zorlaştırdığını,semtte beraber yaşayan ve çalışan trans kadınları yerinden ederek homofobik tehditleredaha açık hale getirdiğini, yenileme alanında gerçekleşen yıkımla beraber sokaklarıntekinsizleştiğini ve bununla beraber de kadın bedeni ve mekânsal hareketliliği üzerindeerkek kontrolünün arttığını bulgulamıştır. Bir diğer bulgu da soylulaştırılan semtteyeniden üretimi sürdürmek için gerekli maddi ve duygusal emeğin alt sınıftan kadınlariçin ağırlaştığıdır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışma Türkiye’de yedek işgücü ordusunun ve aldığı farklı biçimlerin Hane Halkı İşgücüAnketleri ile belirlenip gözlemlenmesine odaklanmaktadır. Bu doğrultuda resmî işgücüistatistiklerini oluşturan anket soruları yedek işgücü ordusunun durgun, saklı, akıcı ve yoksulbiçimlerinin belirlenip gözlemlenmesi için yeniden ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı,Türkiye’de yedek işgücü ordusu ve aldığı farklı biçimlerin somutlaştırılıp gözlemlenmesineve bu bağlamda kapitalist emek sürecinin resmî işgücü verileriyle incelenmesine katkısunmaktır. Anketlerin karşılaştırılabilir yıllık mikro verileri bu incelemeyi 2004-2013 yılları ilekısıtlasa da 2008 krizinin etkilerinin gözlemlenmesine izin vermektedir. Bu incelemedekibazı önemli bulgular Türkiye’de yedek işgücü ordusunun büyüme eğiliminde olduğunu,bu eğilimdeki en büyük payın enformel ve atipik biçimlerde çalışanları kapsayan durgunyedekteki artışla ilgili olduğunu ve başta kadınlar olmak üzere saklı yedektekilerin işgücünekatılımıyla saklı yedeğin küçülüp durgun yedeğin genişlediğini göstermektedir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Kent, yoksulluk ve gündelik hayat çalışmalarından temellenen bu araştırmada, Türkiye’ninçeşitli bölgelerinden İzmir’in gecekondu mahallelerinden Limontepe’ye göç edensakinlerin, çocukları için tahayyül ettiği gelecekte eğitimin rolü incelenmektedir. Eğitimeyüklenen anlam ve beklentileri kuşaklar üzerinden değerlendiren araştırmada, mahalleninfiziksel ve kurumsal olanaklarıyla eğitim alan (ikinci) kuşağın, kentin çevresi olarakaddedilen bir gecekondu mahallesinde yetiştirilme ve eğitim durumları üzerinden sınıfsalhareketliliklerinin imkânları sorgulanmaktadır. Kendi durumlarını değerlendiren ikinci kuşakmahallelinin, bir sonraki kuşak için tahayyül ettiği koşulları ve uygulamaya çalıştığı pratikleri,mekânda sınıfsallığın kurulması ve sürdürülmesi üzerinden ele alınmaktadır. Araştırma, ikitemel soruya yanıt aramaktadır: Gecekondu mahallelerinin gündelik hayatında eğitiminyeri nedir? Eğitime yüklenen anlam ve beklentiler kuşaklar arasında ne tür benzerlik vefarklılıklar taşır? Bu çalışma, Ocak – Eylül 2017 tarihleri arasında araştırmacının çocuklukmahallesi olan Limontepe’de, etnografik yöntemin sağladığı olanaklarla yürüttüğü alanaraştırmasından elde edilen verilere dayanmaktadır.
-
Araştırma MakalesiÖz
İşportacılık Ortadoğu ülkelerinde akademik olarak enformel ekonominin başkagörünümlerine göre daha az dikkat çekmiştir. İşportacılığa yönelik akademik ilgi, “ArapBaharı” olarak bilinen olaylarla birlikte ortaya çıkmıştır. Tunuslu işportacı, MuhammadBuazizi’nin kendini yakarak intihar teşebbüsü, belediye zabıtaları tarafından mallarınınzapt edilmesine karşı bir eylemdi ve bu eylemin neticesinde Tunus’ta ve diğer KuzeyAfrika ülkelerinde protestolar ortaya çıktı. Kent yoksullarının önemli bir kısmını oluşturanişportacıların genel durumu Orta Doğu ülkelerinde benzerlik göstermektedir. Örneğin,Tahran’daki işportacılar zabıtalar tarafından daima baskıya maruz kalmaktadır. Bubaskılar sadece işportacıları sokaktan silmek ve mallarına el koymakla sınırlı kalmamıştır;çoğunlukla fiziksel şiddeti ve aşağılamayı da içermekte, hatta son yıllarda görüldüğü üzereişportacıların zabıtalar tarafından öldürülmeleri noktasına kadar varmaktadır. Bu süreçteTahran Büyük Şehir Belediyesi’nin kaldırım işgali biriminin özelleştirilmesi çok önemli birrol oynamıştır.Bu yazıda Tahran’daki kent yoksullarının önemli bir parçasını oluşturan işportacılarıngenel durumu ve işportacılığa karşı mücadelenin farklı evreleri sosyo-politik bir analizüzerinden açıklanacaktır. Bunun için, Tahran’da 10 işportacı ile derinlemesine mülakatgerçekleştirilmiştir. Bir iş olarak işportacılık, esnaf-zabıta ile ilişkiler, işportacılar arasıilişkiler, siyasal anlayış-katılım ve kadın işportacıların durumu şeklindeki tartışma başlıklarıderinlemesine mülakatlardan çıkarılmıştır. İşportacılığa karşı mücadelenin uygulamalıve sosyo-kültürel boyutları ise bu bağlamda farklı örneklerle izah edilecektir. Tahran’daki“İnzibat-i Şehri” uygulamasıyla sadece işportacılığa karşı bir denetim mekanizmasıoluşturmak değil, aynı zamanda kent yaşamında “uygunsuz unsurlar” olarak görülenbütün toplumsal katmanlar üzerinde disiplin sağlamak amaçlanmıştır.
