Siyasal Rejim Tartışmaları
-
Araştırma MakalesiÖz
Iki ayrı ana bölümden olusan bu yazıda, anayasacılıgın siyasal gücün sınırlanması ve insan haklarının korunması temel ilkelerinin tarihsel maddeci temelde yeniden kurulup kurulamayacagı sorgulanmakta ve Türkiye'deki anayasa tartısması Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) Türk Tipi Baskanlık Hükümeti önerisi odak alınarak degerlendirilmektedir. Ilk bölümde, kapitalist devlet kuramları ile iliskisi içinde tarihsel maddeci bir anayasacılık düsüncesinin kaynakları arastırılmaktadır. Bu bölümde, "hak" ve "kamu hizmeti" kavramlarının tarihsel maddeci bir anayasa çözümlemesindeki merkezi yeri vurgulanmaktadır. Ikinci bölümde, ilk bölümün bulguları ısıgında Türkiye'de süregiden siyasal rejimin niteligine dair anayasa tartısması farklı cumhuriyet projeleri içinde görünür kılınmaktadır. Bu bölümde, AKP'nin önerdigi cumhuriyet projesinin demokratik niteligi, otoriter yönetim ve fasizm tartısmaları ile sınanmakta; demokratik ve sosyal cumhuriyet programının alternatif bir hegemonya mücadelesi için temel olusturabilecegi, anayasacı perspektifin de bu ikinci programa yönelmesi gerektigi savlanmaktadır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Kendiligindencilik ile iradecilik arasındaki iliski felsefenin ve politikanın ortak sorunları olarak tartısılır. Bu sorun, V. I. Lenin ile Rosa Luxemburg arasındaki merkeziyetçilik tartısmasında belirleyici olmustur. Kendiligindencilik ile iradecilik iliskisi genel olarak ekonomi ile politika arasındaki bölünmeyle kosullu biçimde düsünülmüstür. Dolayısıyla bu göreli ayrımın tarihsel nedenleri kavranmaksızın bu iliski de kavranabilir görünmemektedir.Güncel politik tartısmalarda da benzer biçimde kendiligindencilik ve iradecilik arasındaki iliski farklı biçimlerde ele alınmaktadır. Politik özne, otonomi ve öncülük gibi tartısmalar yeni toplumsal hareketlerin de güncel sorunlarıdır. Bu tartısmalar yapılmaksızın hem çagdas toplumsal hareketlerin yapısının kavranabilmesi hem de yeniden insa edilecek sosyalist bir hareketin bütünlügünü saglamak oldukça güç gözükmektedir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Türkiye tarihinde Cumhuriyetin yenilendiği iki moment tecrübe edilmistir. 1923'te kurulan Cumhuriyet, 1960 yılında resmen "Ikinci Cumhuriyet" ilanıyla güncellenmekte ancak bu isimlendirme kalıcılasmamakta, AKP iktidarıyla birlikte kurulus ilkelerini yadsıyan bir Ikinci Cumhuriyet'le ikame edilmektedir. Ilk momentte, devrimci bir süreçle kurulan birinci cumhuriyetin hem reformdan geçirilmesi hem de restore edilmesi söz konusudur. Ikincisinde ise karsı devrimci bir süreç islemekte ve kurucu unsur olan AKP yasadıgı siyasi krizlerle Ikinci Cumhuriyet'i daha kurulus sürecinde bir restorasyona mecbur bırakmaktadır. Makale, cumhuriyetin bunun devamında devrim-reformrestorasyon dinamikleri bakımından hangi siyasi müktesebatla bir baskalasım yasayabilecegini tartısmaktadır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu makale, Türkiye siyasal hayatı üzerine yapılan çalısmaların romanlardan yararlanmaksızın yeterince basarılı ve canlı olamayacagını vurgulamayı amaçlıyor. Bu amaca yaklasmak için de, 2014 yılında 100. yasını kutladıgımız Orhan Kemal'in Hanımın Çiftliği adlı üç ciltlik romanının Türkiye siyasal hayatının kritik bir evresi olan DP momentumunun anlasılmasına çok önemli katkılar saglayabilecegini göstermeye çalısıyor. Makale, amaçlarına ulasabilmek için romanların siyasal hayat çalısmalarının neden vazgeçilmez kaynakları olduklarına iliskin teorik bir çerçeve kurmayı deniyor. Beri yandan, romanların siyasal hayat çalısmalarında nasıl kullanılabilecegi üzerine yöntemsel bir tartısmaya da giriyor.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalısmanın temel amacı, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüsümleri anlamada romanların önemli araçlar olabilecegini göstermektir. Nitekim romanlar, anlattıkları dönemler hakkında önemli sosyolojik veriler içermektedir. Bu çerçevede makale, Türkiye'deki 1930-1950 arası dönüsümleri ele almakta, bu dönüsümlerin sınıfları nasıl etkiledigini Orhan Kemal'in romanları üzerinden tartısmaktadır. Orhan Kemal'in gerçekçiliginin ve romandaki olayların geçtigi zaman ile gerçek/nesnel zamanın örtüsmesinin toplumsal dönüsümleri anlamayı olanaklı kıldıgı söylenebilir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu makalede, Demokrat Parti döneminde, siyasal iktidar ile üniversite arasındaki gerilimli iliskiyi konu edinirken bir diger taraftan da üniversite kurumunun kurucu ilkesi olan akademik özgürlügün 1961 Anayasası ile anayasal güvenceye kavusma sürecini de izlemeyi hedefledik. Nitekim bu süreç aynı zamanda akademik özgürlük ilkesinin Türkiye siyasal kültüründe oldugu kadar üniversiter kültüründe de yer edinememesi ve kök salamamasının nedenlerine iliskin önemli ipuçları sunuyor.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu makalede neo-liberal dönemde hegemonyanın bilgi ve üniversiteler üzerindeki etkisini tartısacagız. Tartısmayı ilkin akademik özgürlük ve özerk üniversite baglamında; ardından, 200 yıl sonra yeniden Kant'ın "Fakülteler Çatısması" makalesini hatırlatan bir sekilde Ulug Nutku'nun teolojinin felsefe bölümlerinde örgütlenmesine getirdigi itirazları degerlendirerek yapacagız. Bu tartısmalar bizi farklı iki baglam olarak görülebilecek "neo-liberalizm" ve "mevcut siyasal iktidar" ile rejimin dönüsümü arasında bir iliski kurmaya götürecek. Dolayısıyla Türkiye'deki rejimin ve onun dönüsümünün temsili mekânı olarak üniversitelerde görev alan bilesenlerin, rejimin dönüsümüne dair muhalefeti, kısacası "ne yapmalıyız" arayısı cevaplanmaya çalısılacak.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalısmanın amacı, Güney Afrika'da resmi olarak 1948 yılında Ulusal Parti hükümeti tarafından baslatılsa da kökenleri ülkenin kapitalist gelisme sürecinin erken dönemlerine kadar uzanan apartheid rejiminin ortaya çıkısını ve çöküsünü, sermaye birikimi perspektifinden ele almaktır. Çalısma, bir bütün olarak Güney Afrika Cumhuriyeti'nin kapitalist gelisme sürecinin, spesifik olarak da bu sürecin önemli bir periyodu olarak apartheid rejiminin, ırk ayrımcılıgı ile sınıf arasındaki iliskiler anlasılmaksızın ele alınamayacagı düsüncesinden hareket etmektedir. Çalısmada, bu baglamda ve Harold Wolpe'nin ırk ve sınıf arasındaki iliskilere iliskin gelistirdigi çerçeveden hareketle, kurumsallasmıs ırk ayrımcılığına dayanan apartheid rejiminin, 1948 yılı ile 1970'li yıllar arasında ülkenin kapitalist gelisme süreci açısından önemli bir rol oynadıgı argümanı dile getirilmektedir. Bununla birlikte, çalısmada, dünya ekonomisinin krizi, kurumsallasmıs ırk ayrımcılıgına dayalı kapitalist gelisme sürecinin yapısal sınırları ve apartheid karsıtı mücadele gibi olguların etkisi altında, 1970'li yıllarla birlikte, rejimin sermaye açısından islevselligini kaybederek yıkıldıgı argümanı dile getirilmektedir.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu makale, 2013 yılının Haziran ayı boyunca Türkiye'yi sarsan Gezi Direnisi'nin Türkiye'deki toplumsal mücadeleler tarihi açısından anlamına ve sonrasında ortaya çıkardıgı sonuçlara dair bir yöntemsel tartısma yürütmeyi ve bu tartısma üzerinden konu hakkında bir dizi önerme ortaya koymayı amaçlıyor. Bu dogrultuda ilk olarak, direnisi bir orta sınıf ayaklanması olarak degerlendiren yorumlardan yola çıkarak Gezi Direnisi'nin anlamını direnise katılanların agırlıklı bireysel profili üzerinden degerlendiren yaklasımlarda gömülü olan yöntemsel bireyciligin bir elestirisi ortaya konuyor. Makalede bir toplumsal hareketin karakterinin sadece, onun katılımcılarının agırlıklı bireysel özelliklerine bakarak anlasılamayacagı, mevcut toplumsal formasyonun hangi tarihsel ve güncel çeliskilerinden türediginin, sınıf iliskileri ve hegemonya mücadeleleri üzerinde nasıl bir etki bıraktıgının ve aynı zamanda karsısına aldıgı toplumsal güçlerin özelliklerinin bir toplumsal hareketin niteliginin anlasılmasında belirleyici oldugu ifade ediliyor. Buradan yola çıkarak makale Gezi Direnisi'ni AKP iktidarının 2002'den bu yana insa etmeye çalıstıgı hegemonya projesinin tarihsel ve yapısal bütünlügü içerisinde bir baglama yerlestirmeye çalısarak onun Türkiye'deki ideolojiler alanında bıraktıgı kalıcı etkileri sorgulamaya çalısıyor. Makale bu dogrultuda su önermeleri ortaya koyuyor: Gezi Direnisi, AKP'nin hegemonya mücadelesinin önemli bir unsuru olan "ideolojik mülksüzlestirme" stratejisinin, yani toplumsal muhalefetin talep, söylem ve arayıslarını kendi projesinin bir parçası hâline getirme stratejisinin krize girdigi bir momentte ortaya çıkmıs ve bu krizi daha da derinlestirmis bir halk isyanı olma özelligini göstermektedir. Gezi Direnisi'nin ardından bir dönem AKP'nin projesine sogurulmus haklar ve özgürlükler, laiklik ve adalet/esitlik gibi gündemler bu partinin ideolojik nüfuz alanından çıkarak toplumsal muhalefetin ve sınıf mücadelesinin kendisini yeniden kurabilecegi temalar haline gelmistir. Bu haliyle Gezi Direnisi ortaya koydugu talepler ve yarattıgı siyasal/ideolojik etki itibariyle emekçilerin iktisadi taleplerini yansıtan bir "sınıf hareketi" olmasa da karsısına aldıgı iktidar blogunun ve bu blogun politikalarının/ideolojik stratejilerinin sermaye yanlısı karakteri ve Türkiye'deki ideolojiler alanında sınıf mücadeleleri açısından yarattıgı etkiler açısından "sınıfsal bir harekettir"
