Günümüz Krizinin Tarihsel ve Toplumsal Özgünlükleri
-
Araştırma MakalesiÖz
Kapitalizmin son krizinin incelenmesi kuramsal bir çerçevenin yanında, somut bir analizi de gerektirir. Ulusal, uluslararası ve sınıfsal somut düzeyleri birbirine bağlayan sermaye birikimidir. Bu yazının amacı Türkiye örneğinde bu düzeylerde somut bir analizi de kapsayan bir kriz incelemesidir. Uluslararası ve ulusal düzeyde makro dengesizlikler, sınıfsal düzeyde gelir-tüketim dengesizliklerine denk düşmektedir. Emekçiler için bu dengesizlik yeni bir sömürü kanalı anlamına gelmektedir. Emekçilerin borçlanmayla kapattıkları açıkları, onların yaşamsal/toplumsal minimumlarını yükseltmektedir. Bu da reel ücret artışı taleplerini beslemekte ve düşen reel emek üretkenliği ile birlikte kâr oranları üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu durum emek açısından daha uzun çalışma, sermaye için ise faaliyet ve faaliyet dışı kârların artışı anlamına gelmektedir. Toplumsal sermayenin tamamı için geçerli olan bu durum, büyük sermaye açısından kâr oranlarının da yükselmesi biçiminde tezahür etmektedir. Borçlanmanın beslediği finansallaşma üretken sermayenin kâr baskısını azaltmakta ve emekçiler için yeni bir tahakküm anlamına gelmektedir. Aynı süreç devlet borçlanması aracılığıyla, sermayeler arasında ve emekten sermayeye değer aktarımına da yol açmaktadır.
Anahtar kelimeler: borçlanma, çalışma zamanı, Cari açık, ekonomik kriz etkileri, kapitalist ekonomi, kapitalizm, küresel ekonomik kriz, reel ücretler -
Araştırma MakalesiÖz
Kapitalist krizlerin anlaşılmasında önemli kuramsal araçlar sağlayan Marksist kriz yaklaşımları, Marx’ın metinlerinin yorumlanması kadar, kapitalizmin tarihsel gelişimi içinde ortaya çıkan büyük kapitalist krizlerin öğrettikleriyle de şekillenmiştir. Bu makale, kapitalizmin krizlerini eksik tüketim, azalan kâr oranları ve aşırı birikim eğilimleri etrafında açıklamaya çalışan Marksist kriz yaklaşımlarının günümüz krizine ilişkin temel savlarını, finansallaşma ve devlet konularına odaklanarak gözden geçirmektedir. Makalede, aşırı birikimci kriz açıklamalarının eleştirel bir çözümlemesi üzerinden ayrıca, finansallaşmanın kalıcı bir nitelik kazandığı günümüz kapitalizminin, 1945’ten bu yana geliştirilen uluslararası uyumlaştırma mekanizmaları ve devletlerin neoliberal dönemde içinden geçtikleri yeniden yapılanma sayesinde, iktisadi istikrarsızlıkların sert siyasi çatışmalara eklemlenmesini önleme kapasitesini artırmış olduğuna dikkat çekilmektedir.
Anahtar kelimeler: aşırı birikim, eksik tüketim, finansallaşma, kapitalist ekonomi, kapitalizm, küresel ekonomik kriz, tekelleşme, Uluslararası uyumlaştırma -
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışma, bugünkü küresel krizi Giovanni Arrighi’nin kapitalizmin tarihine ve neoliberalizmin bu tarih içindeki yerine dair kuramsallaştırmasından yola çıkarak ele alacaktır. Arrighi’ye göre kapitalizmin tarihi, farklı dönemlerde hegemonik devletlerin şekillendirdiği, birbirini izleyen “sistemik birikim döngüleri”nden oluşur. Her birikim döngüsü “maddi genişleme” ile başlayıp “finansal genişleme” ile sürer. Bunların ilkinde yatırımlar ağırlıklı olarak meta üretimi ve ticarete yönelir ve görece refah sağlanırken, zamanla artan uluslararası rekabet ve sınıf mücadeleleri sonucunda düşük kâr bunalımına girildiğinde, sermaye spekülatif yatırımlara yönelir. Arrighi finansal genişlemelerin tarihte küresel hegemonik dönüşümlere kapı araladığını ve halihazırdaki hegemonun “sonbaharına” işaret ettiğini vurgular. Buna göre neoliberalizm, içinde bulunduğumuz ABD sistemik birikim döngüsünün finansal genişleme dönemi olarak kavramsallaştırılır. Neoliberal finansallaşmanın bugünkü darboğazı, daha geniş bir bağlamda, yani Afganistan ve Irak işgalleriyle sarsılan ABD hegemonyasının “ölümcül krizi” ile birlikte düşünülmelidir. Çalışma, Arrighi’nin bu kuramsal çerçevesine dayanarak bugünkü küresel krizi hegemonya ilişkileri bağlamında ele alacak; potansiyel çalışma alanı olarak, yeniden yapılandırılarak önemi artırılan G-20’yi ve Çin’in yükselişini incelemenin önemine dikkat çekecektir.
Anahtar kelimeler: ABD, aşırı birikim, Çin, g-20 ülkeleri, kapitalizm, küresel ekonomik kriz, küresel hegemonya, siyasal ekonomi -
Araştırma MakalesiÖz
Küresel kapitalizmdeki aşırı birikim sorunu finansal işlemlerin büyük oranda artmasına yol açmış ve yeni “hayali sermaye” oluşumlarını desteklemiştir. Bu dönüşüm finansallaşma literatüründe eleştirel bir şekilde irdelenmektedir. Ancak üç önemli sorun bakidir: Finansallaşma aracılığıyla dönemlendirme girişimlerinin çözümlenmesi birçok araştırmacının geçmişte varolduğu öne sürülen bir altın çağı Bretton Woods’un çöküşü sonrasındaki değişikliklerden ayırmaya meylettiğini göstermektedir. Buna ek olarak, literatür, erken kapitalistleşmiş ülkelere dair stilize bulgulara odaklanmakta ancak “yükselen piyasalar”da yaşanan finansallaşmaya aynı ölçüde dikkat etmemektedir. Son olarak, son onyıllarda görülen finansal yeniliklerin sadece biçim olarak değil öz olarak da yeni araçların yaratılması anlamına geldiği düşüncesi zımni olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma literatürü gözden geçirmekte ve finansallaşma kavramının Marksist siyasal iktisat eleştirisine dayanılarak kullanılmasının bahsedilen sorunların üstesinden gelme ve küresel kapitalizmdeki ana dönüşümleri anlama konusunda faydalı olacağını vurgulamaktadır.
Anahtar kelimeler: bretton woods sistemi, Dönemlendirme, finansal el koyma, finansal piyasalar, küresel ekonomik kriz, küresel finans yönetimi, küresel kapitalizm, sanal sermaye -
Araştırma MakalesiÖz
Aşırı birikimin beklenen bir sonucu olan değersizleşme ile kendisini açığa vuran 2008 krizinin anlaşılmasında, sermayenin makro ve mikro düzeyde analizinin işlevsel bir önemi vardır. Parasermayenin yeni değer üretme alanlarına aktarılamadığı durumlarda finansal alana aktarılması kapitalist sınıf açısından, sermayenin değerinin korunabileceği tek yoldur. Oysa bu yolun sınırları vardır: üretim araçlarının özel mülkiyeti ve farklı sermayeler arasındaki rekabet. Meta üretimine dayalı toplumlarda para-sermayenin aşırı birikimi, metaların aşırı miktarlarda üretilmesinin finans alanındaki yansımasıdır. Dünya ölçeğinde emek tarafından üretilmiş zenginliğe, yani varlıklara dayalı olarak ihraç edilen finansal kağıt toplamı, temsil ettiği varlıkların kendisinden daha büyük olamaz. Bunun nedeni, tekil kapitalistlerin üretim araçları üzerindeki kontrolü başka kapitalistlere kaptırmamak için sonuna kadar uğraşacak, dolayısıyla ellerindeki varlık toplamının sadece küçük bir kısmını finansal alana aktaracak olmasıdır. İşte bu nedenle, sermayenin aşırı birikimi koşullarında, finans piyasalarında mevcut kağıtların toplamı piyasada meta değerlerinin realizasyonu sonucunda oluşan parayı emmeye yetmez. Bu koşullarda para-sermayenin hızla değersizleşmesinin önüne geçebilmek için paranın kredi (borç) olarak akacağı kanallar çoğaltılır.
Anahtar kelimeler: aşırı birikim, emek, finans yönetimi, finansal piyasalar, kapitalist ekonomi, küresel ekonomik kriz, Meta, sanal sermaye -
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışmada finansallaşma döneminde geç kapitalistleşen ülkelerin stratejileri Türkiye örneği üzerinden incelenecektir. Geç kapitalistleşen ülkeler finansallaşmanın etkisini doğrudan yabancı sermaye veya hisse senedi yatırımları biçimindeki sermaye hareketleri üzerinden yaşamış, sermaye birikimlerini arttırma amacıyla bu hareketlerden yararlanmaya çalışmışlardır. Sermaye hareketlerini bu yönde düzenlemek ve bu hareketlerin ekonomide yarattığı etkileri azaltabilmek amacıyla makroekonomi politikalarında değişikliğe gitmişler, rezerv birikimi ve enflasyon hedeflemesi politikalarını benimsemişlerdir. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi programı 2000-1 krizi sonrası uygulanmaya başlanmış ve ardından ekonomide hızlı bir büyüme yakalanmıştır. Bu süreçte üretimin yapısı da değişmiş, ara ve yatırım malları üretimi en dinamik sektörler haline gelmiştir. Bu anlamda 2000-1 krizi Türkiye sermayesi için bir dönüm noktası olmuştur. Ancak bugün bu büyümenin sonuna gelinmiştir. Türkiye krizini, uluslararası sermaye ile bütünleşmiş bir yapı içerisinde, üretim alanı üzerinden yaşamaktadır. Reel sektörün yüksek oranlara ulaşmış dış borcu, küresel krizin sonucu olarak yaşanan kredi ve likidite sıkıntısı ve uluslararası piyasalarda yaşanan daralma temel sıkışma noktalarını oluşturmaktadır.
Anahtar kelimeler: ekonomik politikalar, finansallaşma, küresel ekonomik kriz, makro ekonomi, sermaye birikimi, sermaye girişi, Türkiye, Türkiye ekonomisi -
Araştırma MakalesiÖz
Türkiye ekonomisinin küresel kapitalizme eklemlenme süreci büyük ölçüde ekonomik krizlerin zorladığı koşullar içerisinde gerçekleşmiştir. 2008 krizinin de diğerleri gibi küresel kapitalizme eklemlenme yolunda yeni bir “fırsat” mı olacağı yoksa yaşam koşulları giderek ağırlaşan işçi sınıfının direnciyle mi karşılanacağı önümüzdeki süreci belirleyecek önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Bu çalışma, Türkiye’de toplumsal yapının önümüzdeki süreçte alacağı şekli de belirleyecek olan bu sorunun yanıtına ufak bir katkı yapmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, 2008 krizine girerken işçi sınıfının durumu ve 2008 krizinde sınıflar arası mücadelenin seyri, sermayenin, işçi sınıfı ve sendikaların kriz karşısındaki tutumları ve uygulanan ekonomi politikaları üzerinden ele alınmaya çalışılacaktır. Türkiye’de sendikal hareketin krizin ardından gelen piyasalaştırma, güvencesizleştirme vb. süreçlere etkili bir biçimde karşı koyamamasının nedenleri üzerinde durulacaktır. Türkiye’de krize karşı geliştirilen politikaları ve bu politikalara karşı farklı sınıfların tepkilerini dünyadaki gelişmelerden soyutlamak mümkün olmadığından Türkiye’de yaşanan süreç, dünyada yaşanan gelişmelerle ilişkilendirilmeye çalışılacaktır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu yazının amacı Türkiye’de 2008 krizine karşı bir yıllık süreçteki işçi direnişlerinin bilançosunu çıkarmaktır. Bu amaçla Ekim 2008-Eylül 2009 döneminde işyeri odaklı yapılan eylemler değerlendirilmektedir. Sözkonusu dönemde işçilerin işten çıkarmalara karşı en çok kullandıkları mücadele aracı işyeri işgalleri olmuştur. İşgaller çoğu zaman işe iade ile sonuçlanmasa da, başka işyerlerindeki eylemler için tetikleyici etki yaratabilmiş ve diğer işverenlerin işçilere yönelik saldırısını pervasız biçimde yapmasını engellemiştir. Bu dönemde grevler ise temel mücadele aracı olamamış, sendikalar greve çıkmadan, bir biçimde, uzlaşmayı ve toplu sözleşme imzalamayı tercih etmiştir. Geleneksel sendikal yapılar, bu süreçte işverenlerin uygulamalarını krizin doğal sonuçları ve önlenemez gelişmeler olarak görmüşler ve bu nedenle de saldırılara karşı aktif bir mücadele sürdürmemişlerdir.
Anahtar kelimeler: ekonomik kriz etkileri, Grevler, işçi direnişi, işçi hakları, işçi-işveren ilişkisi, işveren, Işyeri işgalleri, sendikal hareket
