Bir Siyasal İdare Tekniği Olarak Güvenlik ve AKP Dönemi’nde Ulusal Güvenlik Devleti
Güvenlik, iktidar ilişkilerine içsel olmasının da ötesinde, kendi başına bir iktidar kurma biçimi, bir yönetme mantığıdır. Bu mantık liberal-demokratik düzenlerde, devlet aklı, hukuk devleti ve güvenlik/özgürlük dengesi unsurlarına dayandırılarak güvenlik imgelemini biçimlendirmiş; devletin gerek baskı aygıtlarının geliştirilmesinde, gerekse bu aygıtların sivil toplumda belirli bir meşruiyet çerçevesinde kullanılabilmesine olanak yaratmıştır. Neoliberal dönüşüm ise, küresel ölçekte, bu temel unsurların bazılarını aşındıran, bazılarını dönüştüren ya da yeniden formüle edilmelerini sağlayan yeni güvenlik kurum, pratik ve söylemlerini gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de özellikle 2011 sonrası dönemde AKP hükümetinin giderek keskinleşen güvenlik siyaset ve söylemlerini okumak için kullanılan kuramsal analiz çerçevesi, Mark Neocleous'un bir siyasal idare tekniği olarak tanımladığı güvenliğin, liberal politik ussallık içinde nasıl kurulduğu ve neoliberal dönemde de nasıl dönüştüğü sorusundan hareketle kurulmuştur. Liberal düzen inşasının en ayrıcalıklı siyasal tekniği olan güvenlik, neoliberal dönemde nasıl işlemektedir? Klasik liberalizmin devlet aklı, hukuk devleti ve özgürlük/güvenlik dengesi unsurları, içerik ve işlevleri bakımından neoliberal dönemde nasıl farklılaşmışlardır? Çalışmanın tartışma bölümünde AKP iktidarı döneminde, bir siyasal idare tekniği olarak güvenliğin bütüncül niteliği ve kurucu yapısı, özellikle son dönemde yaşamsal birer güvenlik sorunu olarak tanımlanan üç temel mesele üzerinden ele alınmaktadır: Gezi ile başlayan toplumsal mücadelelerin güvenlikleştirilmesi ve etnik/mezhepsel temelde devam eden güvenlikleştirme/pasifleştirme politikası, Kürt siyasal hareketinin Çözüm Süreci ile aşılması ve süreç boyunca devam eden güvenlikleştirme politikası, son olarak da Gülen Cemaati'nin bir terör örgütü olarak tanımlanmasına neden olan iktidar bloğu krizi. Hükümet açısından, gerek kurulan toplumsal/iktisadi düzene, gerekse yürütülmekte olan iktidar yoğunlaşması sürecine karşı birer tehdit olarak görülen bu meselelere yönelik siyasetler, hangi söylemsel inşaları ve somut pratikleri içermektedir? Bu söylem ve pratikler liberal düzenin devlet aklı, hukuk devleti ve güvenlik/özgürlük dengesi miti unsurlarına nasıl dayandırılmaktadır? Bu süreçte, Türkiye'de ulusal güvenlik devletinin mimarisi ve zihniyeti nasıl değişmektedir? Türkiye'de neoliberal dönem, bu unsurların işleyişi bakımından hangi dönüşümlere yol açmıştır? Tartışma bu sorulara yönelik temel bazı yanıtlar üretmeye çalışmaktadır