Kriz, Yoksulluk ve Kadın Emeği
-
Araştırma MakalesiÖz
Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu “coğrafi çekince” sebebiyle yalnızca Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen sığınmacıları “mülteci” olarak tanımakta, bu ülkeler dışındaki ülkelerden sığınma başvurusunda bulunanlara ise üçüncü ülkeye yerleştirilene kadar Türkiye’de geçici barınma imkânı sağlayan “şartlı mülteci statüsü” vermektedir. Üçüncü ülke yerleştirmeleri yapılana kadar Türkiye’de ikamet eden mülteciler, bu süre zarfında devlet tarafından belirlenen uydu kentlerde ikamet etmektedirler. Uydu kentlerde yaşamak zorunda bırakılan kadınlara herhangi bir iş imkânı sunulmadığı gibi, kadınların yararlanabileceği maddi destek mekanizmaları da oldukça sınırlıdır. Türkiye'deki uzun bekleme süreleri boyunca hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda kalan mülteci kadınların, çalışma izni alması ise pratikte neredeyse imkansızdır. Yalova uydu kentinde feminist yöntemle yürütülen bu etnografik araştırma, mülteci kadınların çalışma deneyimlerini ve emek piyasasında onları sömürü ve şiddete açık hale getiren yapısal koşulları görünür kılabilmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda, genel olarak iltica rejiminin, dar anlamda ise uydu kent uygulaması ve çalışma izni düzenlemesinin yarattığı yapısal koşulların kayıtdışılığı üreterek, mülteci kadınların emek süreçlerini ve çalışma deneyimlerini şekillendirdiğini, kadınları güvencesizliğe, sömürüye ve toplumsal cinsiyetlendirilmiş şiddete açık özneler haline getirdiğini iddia etmektedir.
Anahtar kelimeler: çalışma izni, emek, kayıtdışı, mülteci kadın, şiddet, sömürü, Uydu kent -
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışma, sistematik olarak artan bakım ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal kapasitenin üretilememesi olarak tanımlanan 'bakım krizine' kentsel politika ve kent ölçeğinde müdahalenin imkân ve sınırlarını araştırıyor. Teorik çerçeve, Marksist feministlerin toplumsal yeniden üretim perspektifinden, bakım krizine ekonomi politik yaklaşımdan ve (radikal) yeni belediyecilik akımını inceleyen eleştirel kent çalışmaları yaklaşımından yararlanıyor. Feminist kent teorisinden yola çıkarak, kentin kendisini bir toplumsal yeniden üretim süreci olarak görmenin kavramsal faydalarını vurguluyor; kentsel arazi rantı üzerindeki patriarkal kapitalist çıkarlara karşı bir direnç noktası ve özünde kamusal bir sorumluluk olarak bakımın meta-dışılaştırılmasına yönelik somut politika yanıtları arıyorum. Kentsel planlama, imar ve sosyal politikanın kesiştiği noktada, çocuk bakımının kentsel bir kaynak olarak sağlanmasını mümkün kılan 'bakım odaklı belediyecilik' yaklaşımının kurumsal potansiyelini ve dönüştürücü etkisini tartışıyorum. Çalışmanın ampirik odağında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2019 yılından bu yana bir proje olarak geliştirdiği çocuk bakım merkezleri (Çocuk Aktivite Merkezleri) bulunuyor. Bu çalışma, bir süreç olarak kent ve politik örgütlenme ölçeği olarak belediyeciliğin, kolektif bir bakım kurgusu sayesinde patriarkal kapitalist sistemin hem içinde hem karşısında hem de ötesinde bir toplumsal yeniden üretim tahayyülünün imkânları üzerine kuramsal, ampirik ve politik bir katkı sunmayı amaçlıyor.
Anahtar kelimeler: Bakım krizi, belediye kreşleri, meta-dışılaştırma, toplumsal yeniden üretim, yeni belediyecilik -
Araştırma MakalesiÖz
Son 20 yıl içinde Türkiye'de maden ve enerji projelerinin artmasıyla birlikte kırsal direnişler hızla yaygınlaştı. Bu mücadelelerde kadınlar, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, öncü bir rol oynuyor. 2017 yılında Çanakkale'nin Gülpınar köyünde bir jeotermal enerji santrali inşaatını durdurmak amacıyla gerçekleştirilen eylemde de kadınlar aktif rol almışlardı. Bu araştırma, Gülpınar’da inşaatı durdurmak için 33 gün inşaat alanında nöbet tutan kadınların mücadelesine odaklanmaktadır. 2019-2022 yılları arasında bu eyleme katılan kadınlarla yaşam tarihi yöntemiyle yaptığımız görüşmeler, eylem ve direnişle ilgili birbiriyle bağlantılı iki önemli bulguyu ortaya çıkarmaktadır. (1) Yaşam tarihleri kadınların eylemi köyde tarihsel olarak üstlendikleri sorumlulukların doğal bir parçası olarak konumlandırdıklarını göstermektedir. (2) Yaşam tarihleri kadınların hayatında karşı-çıkışın eylem anını aşan gündelik hayata yayılmış boyutlarına ışık tutmaktadır ve direnişi, Katy Jenkins'in (2017) Ekvador ve Peru'daki maden karşıtı mücadeleler bağlamında vurguladığı gibi gündelik yaşama gömülü, sürekliliği olan bir pratik olarak anlamamıza katkıda bulunmaktadır. Makale bu bulgulara dayanarak kadınların enerji şirketine karşı topluluğu ve zeytinlikleri koruma mücadelesini ve eylemde üstlendikleri görevleri topluluk işi (community work) olarak sınıflandırmayı önermektedir. Bu sınıflandırma, bir yandan köyde tarihsel olarak cinsiyetlendirilmiş emek süreçlerine ve kadınların toplumsal yeniden üretim sorumluluklarına bir yandan da direnişin topluluğu koruma ve sosyal bağları güçlendirme işlevine dikkat çekmektedir.
Anahtar kelimeler: kadın emeği, Kırsal direniş, topluluk işi, toplumsal yeniden üretim, yaşam tarihi -
Araştırma MakalesiÖz
Sivil toplum kuruluşları (STK), Türkiye’deki kriz anlarında en görünür olan yapılardan biri hâline geliyor. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli olarak gerçekleşen depremlerden sonra da STK’ların, arama kurtarma faaliyetlerinden psikososyal destek çalışmalarına uzanan geniş bir hatta faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Araştırma sivil toplum alanındaki yapıların heterojenliğini akılda tutup, deprem bölgesinde çocuklar ve kadınlarla psikososyal çalışmalar/savunuculuk faaliyetleri yürütmüş kadınların emek süreçlerini, bakım emeğiyle ilişkilendirerek anlamaya çalışıyor. Aynı zamanda, deprem bölgesinde çalışmalar yürütmüş kadınların deprem bölgesinde hangi kişi ve kurumlarla ilişki kurduklarını, dayanışma ağlarını ve pratiklerini nasıl ürettiklerini, Türkiye’deki feminist örgütlenmeye dair hafızadan ve bakım etiği tartışmalarından yararlanarak izlemeye niyetleniyor. Deprem bölgesinde çalışmış kadınların anlatılarını takip ettiğimizde, zor koşullarda çalışırken ürettikleri dayanışma ağlarının, daha evvelki dayanışma deneyimleri ile feminist örgütlenme pratiklerinden nüvelendiğini ve kurumları aşan tarafları olduğunu görebiliyoruz.
Anahtar kelimeler: bakım emeği, bakım etiği, dayanışma, Deprem, sivil toplum kuruluşları -
Araştırma MakalesiÖz
Bugüne uzanan süreçte, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarının toplumsal cinsiyet politikalarının ve kadınlara yönelik söylemlerinin bir süreklilik içerisinde otoriter neoliberalizmin gelişimi ve krizi çerçevesinde okunacağı bu çalışmada, geride kalan 2023 seçimleri özelinde, 2018-2019 sonrası sürece odaklanılması amaçlanmaktadır. Görece istikrarlı bir neoliberal hegemonyanın gelişiminden bu hegemonyayı inşa eden unsurların krize girerek otoriterleşmenin yoğunlaştığı bugüne uzanan sürece dek AKP’nin toplumsal cinsiyet politikalarının seyrinde, vurgulanan dönüşüme bağlı olarak siyasal iktidarını yeniden üretme arayışı etrafında izlediği stratejinin belirleyici olduğu savunulacaktır. Bütün bu anlatıda LGBTİ+ karşıtlığı ile kadınların kazanımlarının aşınma hızının el ele ilerlediği güncel duruma dikkat çekilecek ve bu doğrultuda iktidarın toplumsal cinsiyet politikalarının, yaratılan sınıfsal yıkımın üstünü örterek oy tabanı içerisinde ağırlığa sahip olan alt sınıfı konsolide etme amacı doğrultusunda işlevsel kılındığı öne sürülecektir.
Anahtar kelimeler: AKP, LGBTİ+ karşıtlığı, neoliberal popülizm, Otoriter neoliberalizm, otoriter neoliberalizmin krizi, toplumsal cinsiyet politikaları -
ÇeviriÖz
Feminist bir yeniden üretim yaklaşımı COVID-19 krizinin bir emek krizi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kriz, üretimi ve yeniden üretimi hanelerde ve küresel emek piyasalarında yeniden şekillendirmektedir. Bu yeniden örgütlenme toplumsal cinsiyet, sınıf ve ırk temelli eşitsizlikleri derinleştirmektedir. COVID-19 pandemisi, refah hizmetlerinin tedarikinde hanelerin sahip olduğu merkezi konumun önemini bir kere daha gösterirken yeniden üretim emeğini görünür hâle getirmiştir. Enternasyonalist bir feminist tutum hizmetlere erişimde toplumsal yeniden üretimin merkeziliğini güvenceye almalıdır.
-
Araştırma MakalesiÖz
Bu yazı, 15 Mayıs 2023’te hayatını kaybeden Marksist feminist Maria Mies’in çalışmalarında küresel kapitalizmin işleyişinde patriyarkanın ve kadın emeğinin merkezi rolünü ortaya koymayı amaçlıyor. Bunun için Mies’in ilkel birikim tartışmasına, buzdağı ekonomisi ve evkadınlaştırma (housewifization) kavramlarını yeniden tartışmaya açıyorum. Yazıda, Maria Mies’in yaşamın üretimini merkeze alarak yaptığı küresel kapitalizm analizinin, patriyarkanın ve kadınların sömürülmesinin ve ezilmesinin bir geri kalmışlık göstergesi değil, kapitalizmin işleyişinin vazgeçilmez öğeleri olarak görebilme imkanı sağladığı ölçüde özel bir önem arz ettiğini iddia ediyorum. Böylece, Mies, patriyarka arasındaki içsel ilişkinin geçmişi, bugünü ve geleceği; patriyarkal sömürünün genişletilmiş birikim için merkezi rolü; kapitalist birikimin hiyerarşiye ve sömürüye dayalı toplumsal cinsiyet ilişkilerine duyduğu ihtiyaç; kapitalist birikim için zor ve şiddetin önemi gibi, ana akım ve eleştirel ekonomi politik yaklaşımlarının büyük ölçüde sırt çevirdiği konuların sistematik bir analizini ortaya koydu.
Anahtar kelimeler: buzdağı ekonomisi, evkadınlaştırma, ilkel birikim, Maria Mies
