Editörler: Nevra Akdemir, Muammer Kaymak, Gürsan Şenalp
Yayın Sekreteri: Ümit Özger
Sayı Editörleri: Ezgi Pınar, Gökhan Demir, İbrahim Gündoğdu, Melehat Kutun
Emperyalizm Çağında Kapitalist Devlet: 1916’dan Bugüne Ne Değişti?
Nevzat Evrim Önal
Kapitalist devlet Marksist çerçevede iki işlev üzerinden tanımlanır. Bunlar Engels’in tanımladığı, sınıf egemenliğini ulusal düzeyde sürdürmeye ve ezilen sınıfı baskılamaya odaklı “içe dönük” işlev ile Lenin’in emperyalizm çözümlemesinde ayrıntılandırdığı, sermaye çıkarlarının uluslararası rekabette ilerletilmesine dayalı “dışa dönük” işlevdir. Bir devlette bu iki işlevin hangisinin ağırlık kazanacağı, kapitalizmin dünya-tarihsel koşulları ile ulusal düzeydeki gelişkinliği ve çelişkileri arasındaki diyalektik ilişki tarafından belirlenir. 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kapitalizmin emperyalist aşamasına ulaşmasıyla birlikte bu diyalektikte dünya tarihsel koşulların ulusal düzey üzerindeki belirleyiciliği çok artmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında Sovyetler Birliği’nin yarattığı sistemik tehdit kapitalist ülkelerde devleti içe dönük işleve zorlamış; ancak burada da esasen ulusal değil dünya-tarihsel koşullar belirleyici olmuştur. 1991 itibariyle sistemik tehdit ortadan kalktığında emperyalizmin sistem-içi dinamikleri yeniden ağırlık kazanmış, fakat bu bir “fabrika ayarlarına dönüş” olmamıştır. Günümüz emperyalist sistemi, 20. yüzyıl başına kıyasla iki önemli fark taşır: Birincisi, emperyalist hiyerarşi eskiye göre daha katmanlı ve her katmandaki öznellik düzeylerinin karşılıklı etkileşimi sistem açısından çok daha belirleyicidir. İkincisi, reel sosyalizmin çözülmesini izleyen “küreselleşme” döneminde sermayenin uluslararasılaşması, değer zincirlerinin çok daha uluslararası bir nitelik kazanmasıyla yeni bir sıçrama yaşamış, emperyalist rekabet son derece karmaşık hale gelmiştir. Bu karmaşıklık, devleti uluslararası rekabetin hem aracı hem de alanı haline getirerek her ülkede yeni çelişkiler yaratmaktadır. Devleti ele geçirip rakiplere karşı kullanma eğilimi, köklü burjuva demokrasilerinde bile demokratik biçimleri aşındırmıştır. Bu nedenle günümüz kapitalist devletini anlamak, siyaset bilimi sınırlarını aşarak ekonomik temellerden hareket eden bir emperyalizm çözümlemesini zorunlu kılar. Bu makale, söz konusu iki olguya odaklanarak kapitalist devletin güncel sınır ve çelişkilerini tartışmayı amaçlamaktadır.
Anahtar kelimeler: Devlet, emperyalizm, uluslararasılaşma, değer zincirleri
“Britanya Değerleri” ve Şirket-Devlet: Neoliberal Kriz Sonrasında İngiltere’de Millî-Muhafazakârlık ve Kapitalist Devletin Yeniden Yapılanması
Görkem Altınörs
Bu makale, 2008 küresel finans krizi sonrasında İngiltere’de kapitalist devletin geçirdiği dönüşümü, neoliberalizmin krizine verilen millî-muhafazakâr yanıt, şirket-devlet formasyonu ve hegemonya kavramları çerçevesinde incelemektedir. Yaygın “neoliberalizmin sonu” ya da “post-neoliberalizm” anlatılarının aksine, çalışma kriz sonrası dönemde neoliberalizmin aşılmadığını ancak onun otoriter, disipliner ve ideolojik biçimlerde yeniden üretildiğini savunmaktadır. Makale, devleti piyasanın karşıtı ya da krizlere reaktif biçimde yanıt veren bir aktör olarak değerlendirmemektedir. Onu, sermaye birikimi, toplumsal yeniden üretim ve ideolojik rızanın kuruluşunda aktif ve kurucu bir iktidar aygıtı olarak ele almaktadır. Bu çerçevede İngiltere örneği, şirket-devlet formasyonunun maddi işleyişi, “Britanya Değerleri” söylemi üzerinden inşa edilen disipliner yurttaşlık rejimi, güvenlikçi göç politikaları ve aile merkezli toplumsal yeniden üretim düzenlemeleri üzerinden analiz edilmektedir. Çalışma, millî-muhafazakârlığın popülist bir sapma olmadığını ve neoliberal krizin hegemonik yönetimini mümkün kılan kalıcı bir siyasal proje olduğunu ileri sürmektedir. Son olarak makale, emek mücadeleleri, göçmen itirazları ve toplumsal yeniden üretim alanındaki gerilimler üzerinden bu hegemonik düzenin sınırlarını ve kırılganlıklarını tartışmaktadır. Bu yönüyle çalışma, Praksis’in “yeniden kapitalist devleti tartışmak” çağrısına, neoliberalizmin krizine eşlik eden otoriter devlet yeniden yapılanmasını bütünlüklü bir biçimde ele alarak katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Anahtar kelimeler: Neoliberalizm, kapitalist devlet, şirket-devlet, millî-muhafazakârlık, İngiltere
Hukuk Devleti Mitinden Yasayla Yönetmeye: Türkiye’de Neoliberal Yasallık Rejiminin İşleyiş Tarzı
Emrah Denizhan
Bu makale, Türkiye’de son yirmi yılda yaşanan siyasal dönüşümü, hukukun zayıflaması, aşınması ya da askıya alınması anlatıları üzerinden değil; hukukun neoliberal birikim rejimiyle uyumlu biçimde yeniden yapılandırılması üzerinden analiz etmektedir. Çalışmanın temel iddiası, Türkiye’de karşı karşıya olunan sürecin bir “hukuksuzlaşma” değil, siyasal çatışmayı yöneten, eşitlik taleplerini daraltan ve muhalefeti hukuki biçimler içinde dönüştüren özgül bir yasallık rejiminin inşası olduğudur. Makale, hukuk devleti idealinin tarihsel ve sınıfsal temellerini tartışarak, hukukun siyasal iktidarla kurduğu yapısal ilişkiyi görünür kılmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, liberal hukuk devletinin tarafsızlık, öngörülebilirlik ve sınırlama vaadinin, neoliberal dönüşümle birlikte nasıl yeniden tanımlandığı incelenmektedir. Hukukun kamusal çatışmayı düzenleyen bir çerçeve olmaktan çıkarak, yönetilebilir, ölçülebilir ve denetlenebilir bir siyasal alan üretme işlevi üstlendiği ileri sürülmektedir. Çalışma, istisna kuramları, neoliberal hukukilik, otokratik yasallık ve stratejik yasallık literatürüyle eleştirel bir diyalog kurarak, Türkiye bağlamına özgü bir “neoliberal yasallık” kavramsallaştırması önermektedir. Bu kavramsal çerçeve, hukukun yalnızca piyasa normlarını taşıyan ya da otoriter biçimde araçsallaştırılan bir alan olmadığını; aynı zamanda siyasal iktidarın yasaya uygunluk üzerinden sürekli meşruiyet ürettiği bir yönetim mimarisi hâline geldiğini göstermektedir. Makalenin ampirik bölümlerinde Gezi Direnişi ve sonrasındaki yargılamalar, Kürt siyasal hareketinin hukuki ve idari araçlarla kuşatılması, grev yasakları, iş cinayetleri, çocuk işçiliği ve yargının merkezîleştirilmesi gibi örnekler üzerinden neoliberal yasallığın gündelik işleyişi incelenmektedir. Bu örnekler, hukukun yalnızca baskı üretmediğini; muhalefeti parçalama, zamana yayma ve etkisizleştirme kapasitesini kurumsal olarak nasıl yapılandırdığını ortaya koymaktadır. Yönetme, bekletme ve bastırma pratiklerinin iç içe geçtiği bu rejimde hukuk, siyasal alanın daraltılmasının en istikrarlı araçlarından biri hâline gelmektedir. Sonuç olarak makale, Türkiye’de yaşanan dönüşümün yalnızca otoriterleşme, demokratik gerileme ya da kurumsal çöküş kavramlarıyla açıklanamayacağını ileri sürmektedir. Bunun yerine, hukukun bizzat siyasal rejimin kurucu bir unsuru hâline geldiği neoliberal bir yasallık düzeninin tesis edildiği savunulmaktadır. Bu perspektif, hukuku kaybedilmiş bir normatif ideal olarak değil, siyasal mücadelelerin yeniden düşünülmesi gereken merkezi bir alan olarak ele almayı önermektedir.
Anahtar kelimeler: Hukuk devleti, demokratik gerileme, istisna hâli, neoliberal yasallık, otoriterleşme, siyasal rejim
İçimizdeki Devlet: Türkiye’de Devletin Sıradanlaşması ve Öznenin Devletleşmesi
Metehan Cömert ve Uğur Sümbül
Devlete yalnızca “yukarıdan” değil, “aşağıdan” bakmak; devletin, sıradan yurttaşların bilişsel şemalarında bulduğu karşılıkları bir soruşturma nesnesi haline getirmek, devlet hakkında bize ne söyleyebilir? Bu çalışma, devleti salt dışsal, maddi ve bürokratik bir aygıt olarak katılaştıran yerleşik yaklaşımların ötesine geçerek; devletin bizzat, öznenin duygu dünyasında, arzularında ve eyleyiş biçimlerinde nasıl içkin hale geldiğini anlamaya çabalamaktadır. Pierre Bourdieu’nün Devlet Üzerine’de oluşturduğu teorik izleği takip eden yazı, devletin fiziksel ve sembolik şiddet görünümlerinden ziyade, bireylerin bilişsel yapılarına nüfuz ederek kendini doğallaştırma kabiliyetine odaklanmaktadır. Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan’ından ilham alan “içimizdeki devlet” iddiası üzerinden çalışma, Türkiye bağlamında özgün bir “devletleşen özne” portresi çizmekte ve özneyi devlete maruz kalan pasif bir alıcı konumundan otoriteyi bir arzu nesnesi olarak sahiplenen aktif bir faile taşıyan süreçlere ışık tutmaktadır. Buradaki temel iddia, öznenin devletin eksikliklerini dahi kapatarak, talep edilmediği anlarda bile fiilen devlet gibi düşünen, hisseden ve eyleyen bir “fazlalık” rejimi ürettiğidir. Devletin psişik varlığının ve habitusa işleyen görünümlerinin irdelendiği bu metin, Türkiye’de devletin bir doxaya dönüştüğünü ve duygusal ve zihinsel şemalara kazındığını ortaya koyarken; devletin büyük gölgesine rağmen var olmayı sürdüren sıradan insanın failliğine yapılan övgüyle son bulmaktadır.
Anahtar kelimeler: Devlet, Bourdieu, doxa, öznenin devletleşmesi, simgesel şiddet
Ekonomik Krizler, Neoliberal Yeniden Yapılanma ve Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hegemonik Blok
Sinem Bal
Bu çalışma, küresel ölçekte giderek daha görünür hâle gelen toplumsal cinsiyet karşıtı siyasal hareketleri, kültürel bir muhafazakâr tepki ya da yalnızca kimlik temelli bir karşıtlık olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, özellikle ekonomik ve siyasal krizler sonrasında ortaya çıkan neoliberal yeniden yapılanmanın bir sonucu olarak analiz etmektedir. Böylelikle ailenin kutsallığı, ahlak, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının toplumsal rolü etrafında şekillenen bu karşıtlık, iktidarların kriz momentlerinde yaşadıkları meşruiyet ve yönetilebilirlik sorunlarının ideolojik düzlemde yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak ele alınmaktadır. Bu doğrultuda çalışma, söz konusu hareketlerin nasıl ortaya çıktığını, hangi söylemsel repertuarlar üzerinden yaygınlaştığını, ulusötesi ağlar aracılığıyla nasıl bilgi ürettiğini ve hangi aktörler tarafından maddi ve siyasal olarak desteklendiğini incelemektedir. Ardından, mevcut literatürde toplumsal cinsiyet karşıtı siyasetin nasıl kavramsallaştırıldığı tartışılmakta ve bu yaklaşımların neoliberal yeniden yapılanmanın maddi dinamiklerini sınırlı biçimde ele aldığı gösterilmektedir. Makalenin temel savı, toplumsal cinsiyet karşıtı siyasetin neoliberalizmin iktisadi sonuçlarına yönelen bir eleştiriden ziyade, kriz dönemlerinde nüfus politikaları ve bakım emeğinin aileye devri üzerinden işleyen hegemonik bir yönetim stratejisi olarak kavranabileceğidir. Bu doğrultuda, nüfusun güvenlik, tüketim ve emek rejimleriyle ilişkilendirilmesi ve bakım emeğinin aile içine yeniden hapsedilmesi üzerinden, cinsiyetin neoliberal kriz yönetiminin merkezî bir ideolojik bileşeni hâline geldiği ileri sürülmektedir.
Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet karşıtlığı, neoliberal yeniden yapılanma, toplumsal yeniden üretim, nüfus politikaları, bakım-emeği
İsyan Bastırma Ekonomisi: Türkiye’de Kürtlerin Ekonomi-Politiği
Ulaş B. Cihan
Bu yazı, Türkiye’de kurumsallaşan otoriter rejimin ve devletin dönüşüm sürecinin, özellikle Kürt sorunu bağlamında, ekonomi-politik ve güvenlik boyutlarını ele almaktadır. Makale, devletin çatışma bölgelerindeki stratejisini askeri bir harekatın ötesinde, toplumu üretimden koparan bir “isyan bastırma ekonomisi” olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede savunma sanayiinin Kürt illerindeki çatışma ile yükselişi hem sermaye birikiminin yeni bir aracı hem de teknoloji üzerinden toplumsal rıza üreten bir şiddet unsuru olarak analiz edilmektedir. İsyan bastırma ekonomisinin mekânsal ve doğal kaynaklar üzerindeki tahakkümü, bölgedeki ekolojik yıkım ve madencilik faaliyetlerinde somutlaşmaktadır. Devletin güvenlik gerekçesiyle doğayı metalaştırdığı bu süreç, hibrit bir suç-girişim yapısı olan “gangster kapitalizmi” formunda mülksüzleştirme pratiklerini derinleştirmektedir. Özetle metin, Türkiye’deki yönetim krizini neo-liberalizmin yapısal tıkanıklıkları, militarizm ve Kürt illerindeki mekânsal dönüşüm üzerinden tarihsel bir süreklilik içinde açıklamaya çalışmaktadır. Bunu yaparken ekonomi politik ile güvenlik çalışmalarını ampirik bir düzlemde sentezleyen, analitik çerçeveye dayanmaktadır.
Anahtar kelimeler: İsyan bastırma ekonomisi, Kürtler, yönetim krizi, militarizm, madencilik
Türkiye’de Yeni Sanayi Politikası Arayışı ve Devletin Dönüşümü: Özel Ekonomik Bölgeler/Endüstri Bölgeleri Üzerine Bir İnceleme
İbrahim Gündoğdu
Bu çalışma 2008 küresel ekonomik krizi sonrasında dünya ölçeğinde devletlerin ekonomik gelişme süreçlerinde artan müdahaleci politikalarını ve bunların “megaprojeler” ve “özel ekonomik bölgeler” biçiminde yaygınlaşmasını, Türkiye örneğinde endüstri bölgeleri politikasına odaklanarak incelemeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda öncelikle sözkonusu olgulara yönelik eleştirel literatürde öne çıkan kavramsallaştırmaları “soyutlanmış ampirisizm” içerdiğini ileri sürerek eleştiriyor. Buna karşı, “belirli soyutlama” yaklaşımıyla, bu olguların kapitalist gelişmenin temel işleyiş mekanizmaları ve çelişkili dinamikleriyle ilişkilendirilerek bütünsel bir çerçevede kavranması gerektiğini ileri sürüyor. Bu çerçevede günümüz kapitalizminde devletlerin özel ekonomik bölgeler temelinde yürüttüğü sanayileşme stratejisini geçmişteki ulusal kalkınmacı politikalara veyahut kalkınmacı devlete benzetmenin doğru olmadığını savunuyor. Bunun yerine, kapitalist gelişme süreçlerini devletin emek, sermaye ve mekan üretimi (ve dolayısıyla toprak ile) ilişkilerinin değişimi ve farklı sosyo-mekansal biçimlenmeleri olarak değerlendirmeyi öneriyor. Bu perspektifle makale hem Türkiye’de sanayinin gelişiminin sosyo-mekansal evrimini ortaya koyuyor hem de küresel ekonomik krizle birlikte artan yetersizlikleri ve yoğunlaşan çelişkileri karşısında yükselen endüstri bölgeleri politikasının devletin emek, sermaye ve mekan/toprak (ve doğa) ile ilişkilerinde yol açtığı değişikliklere işaret ediyor. Makale, Türkiye’de sanayi yapısını dönüştürmeye yönelik endüstri bölgeleri politikasının devleti de olağanüstü uygulamalarla kapitalist gelişme sürecine dolaysız olarak katılan bir artı sermaye bileşenine dönüştürmekte olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte bu dönüşümün sınırlarını sadece emek temelli değil aynı zamanda toprak ve doğa temelli itirazların belirleyeceğini savunuyor.
Anahtar kelimeler: Sanayi politikası, özel ekonomik bölgeler, Türkiye, endüstri bölgeleri, devletin dönüşümü
Otoriter Neoliberalizm Gölgesinde Konut Hakkı: Türkiye’de Kısa Süreli Konut Kiralama Düzenlemeleri
Gökçe Uzgören
Bu çalışma, Türkiye’de 2023 yılında yürürlüğe giren 7464 sayılı “Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ve yönetmeliğini, Marksist politik ekonomi ve otoriter neoliberalizmin sunduğu eleştirel kuramsal çerçeve ışığında bir çözümlemeye tabi tutmaktadır. Son yıllarda küresel ölçekte kısa süreli konut kiralama (KSKK) faaliyetleri, özellikle tarihi ve turistik kentlerde “paylaşım” söyleminden uzaklaşarak profesyonel bir işletmecilik modeline dönüşmüştür. Bu süreçte konutun kullanım değerinin tasfiye edilerek sermaye birikim süreçlerine eklemlenmesi, KSKK’ları konut sorunu araştırmalarında yapısal bir sorun alanı hâline getirmiş ve düzenleme gerekliliğini küresel düzeyde gündeme taşımıştır. Türkiye bağlamında Airbnb ve benzeri platformların yarattığı yasal denetimsizlik, özellikle turizm sektörü paydaşlarının haksız rekabet ve kayıt dışılık üzerinden geliştirdiği sektörel tepkilerle birleşerek 2023 yılındaki yasal müdahaleye zemin hazırlamıştır. Literatürdeki ampirik odaklı çalışmaların aksine bu araştırma, bizzat yasal metnin kendisini söylemsel ve ideolojik bir analiz nesnesi olarak ele almaktadır. Çalışmada, söz konusu düzenlemenin konutu bir barınma hakkı nesnesi olmaktan çıkarıp “turizm sektörünün bir alt kolu” olarak tanımlayan ontolojik yeniden inşası sorgulanmaktadır. Eleştirel metin analizi ve teorik sentez yöntemine dayanan çalışma; devletin bir piyasa inşa aracı olarak hukuku işlevselleştirdiğini, KSKK faaliyetlerini sermaye lehine resmileştirerek bu alandaki birikim süreçlerini kurumsallaştırdığını ve otoriter neoliberal müdahale biçimleriyle konutun metalaşma sürecini derinleştirdiğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle makale, Türkiye’deki konut hakkı mücadelesinde yasal düzenlemelerin barındırdığı ideolojik rasyonalitenin deşifre edilmesine kuramsal bir katkı sunmaktadır.
Anahtar kelimeler: Otoriter neoliberalizm, platform kapitalizmi, konut hakkı, kısa süreli konut kiralama düzenlemeleri, konutun metalaşması
Neoliberal Devletçilik Bağlamında Özelleştirme Sonrası Kardemir ve Karabük’te Sosyo-Mekânsal Dönüşüm
Merve Karadaban ve Gülşen Özaydın
Türkiye’de neoliberal devletçiliğin nasıl işlediğini, 1995 yılında özelleştirilen Karabük Demir Çelik Fabrikaları (Kardemir) örneği üzerinden inceleyen bu çalışmanın temel argümanı, özelleştirmenin devletin ekonomik alandaki varlığının sona ermesi anlamına gelmediğidir. Tersine, devletin ölçeğini, araçlarını ve müdahale biçimlerini değiştirerek Kardemir üzerindeki etkisini yeniden yapılandırdığı ve zamanla derinleştirdiğidir. Çalışma bu yönüyle, küreselleşme literatüründe sıkça ileri sürülen “ulus-devletin geri çekilişi” tezlerine (Ohmae, 1995; Strange, 1996; Hardt ve Negri, 2001) karşı çıkmaktadır. Çalışmada Brenner’ın (2004) “devletin yeniden ölçeklenmesi” yaklaşımından hareketle, neoliberal devletin Kardemir üzerindeki yeniden yapılanması analiz edilmekte ve üç temel araçla yeniden konumlandığı gösterilmektedir. İlk olarak, 1995–2005 döneminde hazine kredileri, borç silme ve 2001 krizi sonrasında sağlanan likidite destekleri yoluyla mali kurtarma mekanizmaları devreye sokulmuştur. İkinci olarak, 2005–2020 arasında SPK’nın kurumsal yönetim düzenlemeleri üzerinden şirket üzerinde düzenleyici yönetişim tesis edilmiştir. Üçüncü olarak ise 2022 sonrasında Türkiye Varlık Fonu gibi yeni ölçeklerde mülkiyet eklemlenmesiyle devlet, stratejik sektörlerde doğrudan ya da yarı-doğrudan sahiplik ilişkileri kurarak yeniden şirketin merkezine yerleşmiştir. Böylece, Peck ve Tickell’ın (2002) kavramsallaştırdığı biçimiyle devletin yalnızca “geri çekilme (roll-back)” yoluyla önceki kurumsallıkları tasfiye etmediği, aynı zamanda “açılma (roll-out)” süreçleri ve sonrasında mülkiyet üzerinden yeniden yapılandığı gösterilmektedir. Çalışma ayrıca bu dönüşümün Karabük’teki sosyo-mekânsal yansımalarını da ele almaktadır. Özelleştirme sonrası kent, nüfus kaybı, nitelikli işgücünün göçü, sosyal tesislerin ve kamusal mekânların terk edilmesiyle bir kentsel büzülme (urban shrinkage) evresi yaşamıştır. Buna karşılık 2010’larla birlikte TOKİ projeleri, yeni konut üretimi ve Kardemir’e ait lojman arazilerinin lüks konut alanlarına dönüşmesi üzerinden yeni bir değerlenme süreci başlamıştır. Bu paradoksal dönüşüm Smith’in (1979) “rant farkı” yaklaşımıyla tartışılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Neoliberal devletçilik, özelleştirme, Kardemir, kentsel büzülme, sosyo-mekânsal dönüşüm
Marx’ın Diyalektik Yöntemini Keşfetmek: Louis Bonaparte’ın On Sekizinci Brumaire’i Üzerine Kuramsal Bir Analiz
Nursel Tabel-Arslan
Bu çalışmanın amacı, Karl Marx’ın Louis Bonaparte’ın On Sekizinci Brumaire’i adlı eserinde diyalektik yöntemi kullanma biçimini incelemektir. Analiz sürecinde, Bertell Ollman’ın Diyalektiğin Dansı: Marx’ın Yönteminde Adımlar adlı eserinden kuramsal bir çerçeve olarak yararlanılacaktır. Gerçekleştirilen analiz, aşağıdaki değerlendirmelerin ve sonuçların ortaya konmasına imkân vermektedir. Marx’ın Brumaire’i, yalnızca tarihsel bir anlatıdan ibaret değildir; aynı zamanda altyapı ile üstyapı, ideoloji ile sınıf, çelişki ile dönüşüm arasındaki diyalektik etkileşimi kavramak için kuramsal bir çerçeve sunar. Eser, siyasal devrimlerin üretim ilişkilerini zorunlu olarak dönüştürmediğini, toplumsal ilişkilerde köklü bir değişimin ancak burjuva devrimlerinden farklı olarak proleter devrim aracılığıyla gerçekleştirilebileceğini ortaya koymaktadır. Tüm gerilemelere rağmen Marx, proletaryanın “kendi ezgileriyle dans ederek” yükseleceği bir geleceğe dair umut taşımaktadır.
Anahtar kelimeler: Louis Bonaparte, diyalektik, öz ve görünüm, çelişki, soyutlama
Faşizm, Savaş ve Çocukluğun Toplumsal-Politik İnşası
Tuğba Canbulut
Bu çalışma, faşist iktidar biçimlerinin savaş aracılığıyla toplumsal yapıları yeniden şekillendirme süreçlerinde çocukluğu nasıl ideolojik, biyopolitik ve sembolik bir araç olarak kullandığını eleştirel bir perspektifle analiz etmektedir. Savaşın yalnızca fiziksel yıkım değil; aynı zamanda temsil, disiplin ve dışlama mekanizmaları yoluyla çocukların toplumsal-politik özne olmalarının bastırılmasına hizmet eden bir yönetim biçimi olduğunu öne süren bu metin, çocukların yalnızca mağdur değil, aynı zamanda direnç gösterebilen öznelikler olduğunu savunur. Modern savaşın sayı, imge ve sembol üzerinden kurulmuş anlatılarına karşı, çocukların özneleşme potansiyelini tanıyan, savaş karşıtı ve çocuk hakları temelli bir yaklaşımı önerir. Literatüre yönelik eleştirel bir bakışla, çocukların pasifleştirilmesine dayalı epistemolojilerin aşılması ve çocukların politik aktörler olarak yeniden düşünülmesi gerektiği vurgulanır. Çalışma, kuramsal-eleştirel bir yöntemle literatür incelemesine dayanmaktadır ve faşizm, savaş ve çocukluk ilişkisini çok katmanlı biçimde çözümlemektedir.
Anahtar kelimeler: Çocuk hakları, faşizm, savaş, çocukluk, politik özne olmak
Kitap Eleştirisi: Marksizm ve Kapitalist Devlet: Yeni Bir Tartışmaya Doğru Üzerine Eleştirel Notlar
Mustafa Bayram Mısır
İncelenen Eser: Hunter, R., Khachaturian, R. ve Nanopoulos, E. (der.) (2023) Marxism and the Capitalist State: Towards a New Debate, Switzerland: Palgrave Macmillan (Springer).

