Otoriterleşme ve Piyasalaşmanın Kıskacında Akademi
-
Araştırma MakalesiÖz
Üniversitelerde ticarileşme ile başlayan ve şirketleşmeye evrilen piyasa odaklı dönüşüm, akademik kapitalizm başlığı altında ciddi bir eleştirel literatürü doğurmuştur. Üniversitelerde yaşanan dönüşümün eğitim, araştırma ve yayın alanlarında yarattığı değişimleri vurgulayan bu eleştirel literatür, akademik faaliyetin kendine özgü yapısına odaklanarak yaşanan dönüşümü kapitalizmin gelişme dinamikleri çerçevesinde teorileştirmekten uzak durmakta, yaşanan sürecin geleneksel akademik değerler bakımından yarattığı tahribatı teşhir etmekle ya da akademik emeğin öznel deneyimleri çerçevesinde bir eleştiri ile yetinmektedir. Bu yazıda bir yandan dönüşümün bilançosunu çıkarırken diğer yandan bu özgül alanda kapitalizmin nasıl egemen hale geldiğini soruşturmak için üniversite kurumunun tarihsel evrimine odaklanarak Marx’ın kapitalizmin oluşum süreci ve işleyiş mekanizmalarına dair geliştirdiği teorik çerçeveden hareketle bir akademik kapitalizm çözümlemesi gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu çerçevede yazıda akademik kapitalizm olarak anılan dönüşümün bilimsel üretim sürecinde sermayenin gerçek boyunduruğunu sağlamaya dönük bir strateji olduğunu, bu stratejinin hayata geçirilmesinde kapitalizmin oluşum sürecindeki ilkel birikimci pratiklerin tecrübelerinden ve emek sürecinin kontrolüne dair modern yöntemlerden nasıl yararlanıldığını göstermeye çalışıyoruz.
Anahtar kelimeler: akademik emek, Akademik kapitalizm, bilimin ticarileşmesi, girişimci üniversite, sermayenin gerçek boyunduruğu -
ÇeviriÖz
Feminist felsefeciler mesleklerini yaparken çok çeşitli toplumsal cinsiyet adaletsizliklerine meydan okumuşlardır. Ancak, güvencesizlik sorunu, yani sürekli iş bulamayan ve sayıları giderek artan geçici çalışan öğretim üyeleri, neredeyse hiç ilgi görmemiştir. Bu ilgisizliği ne açıklar? Bu makalede, ilk olarak, akademisyenlerin dikkatini güvencesizliğin yapısal koşullarından uzaklaştıran bir ideolojinin kıskacında olduğunu ve ikinci olarak, böyle bir ideolojinin toplumsal cinsiyet boyutlarının göz ardı edildiğini iddia ediyorum. Bunu yapmak için iki mit tanımlıyorum: meritokrasi miti ve çalışmanın kendi başına bir ödül olduğu miti. Bu mitlerin -ve iki kademeli sistemin kendisinin- toplumsal cinsiyet ve güvencesizliğin karşılıklı olarak birbirini beslediği ve birbirini karşılıklı olarak oluşturduğu, açıkça toplumsal cinsiyete dayalı bir mantık sergilediğini gösteriyorum. Makalede, feminist felsefecilerin, akademik çalışmanın gündelikleşmesine karşı örgütlenmek için özel bir nedene sahip oldukları sonucuna varıyorum.
-
Araştırma MakalesiÖz
Yüksek öğretimin piyasalaşması ve neoliberalizmin üniversiteler üzerindeki etkisi üzerine geniş bir alan yazın bulunmasına rağmen, akademideki duygusal emek pratikleri literatürde yeterince yer bulamamıştır. Bu makale anılan boşluğu doldurmak ve akademide duygusal emeğin bir emek biçimi olarak görünür olmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Ders değerlendirme anketleri konusunda akademisyenlerle gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlarda bazı temalar öne çıkmaktadır. Bulgularımız, öncelikle ders değerlendirme anketlerinin akademisyenler tarafından güvenilir görülmediğini ve uygulanış biçimi nedeniyle bir geri bildirim aracı olarak çalışmadığını göstermektedir. Bu durum, öğrenci-akademisyen ilişkisini zedelemektedir. Ayrıca, anketlerin kullanımı, yükseköğretimin piyasalaşmasına katkı sağlamakta ve üniversite eğitiminin depolitize olmasına neden olmaktadır. Akademisyenler, performans değerlendirmelerinde bu anketlerin kullanılmasından dolayı, öğrenci beklentilerine göre hareket etmek zorunda kalmakta ve bu durum ders içeriklerinin zayıflamasına, eleştirel düşüncenin engellenmesine yol açmaktadır. Öte yandan, anketler üzerine yapılan derinlemesine mülakatlar toplumsal cinsiyete dayalı farklılıkları da ortaya koymuştur. Anketler, kadın akademisyenlerin “akademik anne” rolüne sıkıştırıldığını ve kadın akademisyenlerin erkek meslektaşlarına kıyasla daha fazla duygusal emek harcayarak profesyonel rollerinin ötesine geçmelerine yol açtığını ortaya koymaktadır. Akademisyenlerin anketlere verdikleri duygusal tepkiler ise karmaşık ve çok boyutlu olup, öğrenci anketlerine gelen olumsuz yorumları gayrişahsileştirmeleriyle veya kendilerini stresten korumak için konuyla aralarına duygusal mesafe koymalarıyla açıklanamayacak kadar derindir. Mülakatlar, bu anketlerin akademisyenler üzerinde önemli duygusal etkiler yarattığını ve duygusal emek pratiklerinin yoğunlaştığını göstermektedir. Bu bulgular, ders değerlendirme anketlerinin hem eğitim kalitesi hem de akademisyenler üzerindeki etkileri açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Anahtar kelimeler: Akademi, ders değerlendirme anketi, duygusal emek, piyasalaşma, toplumsal cinsiyet -
Araştırma MakalesiÖz
Son yıllarda Türkiye’de yüksek enflasyon ve otoriterleşme eğilimi yoğun bir şekilde tartışılırken üniversiteye bakış da bunlarla paralellik göstermiştir. İlgili literatürde öğrenciliğe dair odaklanılan konular üniversitelerdeki baskı mekanizmaları, güvencesiz genç emeği, borçlanma, diploma enflasyonu ve geleceksizlik hissi olmuştur. Öte yandan henüz kapsamlı çalışmalara konu olmasa da öğrenci gençlik bu koşullar altında kolektif tepkiler de geliştirmiştir. Bunlardan birisi Eylül 2021’de İstanbul’da bir grup gencin parkta yatarak barınma sorununa dikkat çektikleri bir eylemle başlayan ve kısa sürede Türkiye’nin farklı yerlerinde başka park nöbetlerini veya yurt eylemlerini tetikleyen bir platform haline gelen Barınamıyoruz Hareketi’dir. Barınamıyoruz otoriter neoliberalizm koşullarında öğrenci hareketinin yeni talepler ve yeni pratikler yaratabileceğini göstermesi bakımından önemli bir deneyimdir. Biz bu eylemlerin nasıl örgütlendiği sorusunu sorduk ve hareket içerisinde inisiyatif alan gençlerle yapılan görüşmelere dayanan bir saha araştırmasıyla buna yanıt aradık. Saha araştırmasının bulgularından yola çıkarak bu durumu öncelikle üniversitenin kitleselleşmesi, fiziksel ve toplumsal uzamdaki yerinin genişlemesi, öğrenci borçluluğunun yaygınlaşması, kırılgan bir genç emeği yaratılması, tüm bu döngünün barınma sorunu ile derinleşmesi gibi otoriter neoliberal politikaların öğrenci uzamında yarattığı değişimlerle açıkladık. Bu politikalarla tasarlanan üniversitenin, algılanan üniversite imgesinin ve deneyimlenen öğrenci hayatının arasındaki çelişkilerin derinleştiğini ve öğrencilerin öğrenci gibi hissetmediğini öne sürdük. Daha sonra Barınamıyoruz’un üniversitenin genişlemesi karşısında hareketi de yayacak bir öz örgütlenme mantığını ve bunu mümkün kılan belirli stratejik tutumları benimsediği, yani öğrenci hareketi alanında bu uzamsal değişime uygun bir konum aldığını ifade ettik. Böylece hareketin öğrenci gibi hissedemeyen, gençliğini yaşayamadığına inanan, bundan rahatsızlık duyan gençlerin gençliği talep etmeye yönelik eğilimlerine bir tür ekonomik mücadele formu verdiğini savunduk.
Anahtar kelimeler: Barınma, kolektif eylem, öğrenci hareketi, Üniversite, uzamın üretimi -
Araştırma MakalesiÖz
Bu çalışma, neoliberalizmin akademi üzerindeki etkilerini ve üniversitelerin piyasa odaklı dönüşümünü ele almaktadır. Neoliberalizm, kolektif yapıları zayıflatarak bireyi merkeze koyar ve akademik ortamda şirket mantığını hâkim kılar. Üniversitelerde rekabet, girişimcilik ve bireysellik gibi özellikler öne çıkar; bu durum, akademik üretimi bireysel başarıya ve piyasa taleplerine göre yeniden şekillendirir. Bu makale, 1980’lerden itibaren Türkiye’deki üniversitelerde neoliberal politikaların etkilerini ele alarak neoliberal öznenin yükselişini ve bu öznenin akademik yayın süreçlerine etkisini tartışır. Rekabetçi dinamikler, akademik alanda bireysel başarıyı kolektif değerlerin önüne koyarken eşitlik, dayanışma ve açık iletişim gibi temel akademik değerleri aşındırır. Bu araştırma, ulusal ve uluslararası akademik makalelere gelen hakem raporları ve bu raporlar karşısında editör ve yazarların tutumlarına odaklanarak piyasa temelli baskıların yayın sürecini nasıl kişiselleştirdiğini analiz eder. Akademinin serbest piyasa koşullarına dönüşmesine yönelik sistematik bir eleştiri sunarken kamusal misyonunu yeniden kazanması ve bilginin metalaşmasına direnilmesi gerektiğini savunur.
Anahtar kelimeler: akademik yayın değerlendirme, hakem raporu, kamusallık, Neoliberalizm, Üniversite -
Araştırma MakalesiÖz
Son yıllarda psikoloji disiplini içerisinde, neoliberalizmin psikolojisi ve psikolojinin neoliberalizmi üzerine önemli tartışmalar yaşandı. Diğer insani disiplinlerle karşılaştırıldığında, psikolojide bu konudaki eleştirel tartışmalar gecikmeli bir şekilde oluşsalar da önemli bir ihtiyaca denk düşmektedirler. Bir yandan neoliberal/müteşebbis özne kendisini geliştirmeye, büyümeye, mutlu olmaya, mutluluğunu bir sermaye olarak kullanmaya, duygularını ve iç dünyasını etkili bir şekilde düzenlemeye çalışırken, diğer yandan da psikoloji disiplini bu psiko-ekonomik ihtiyaçlar bağlamında bu öznenin elinden tutmakta ve ona yol göstermektedir. Bu yazı öncelikle neoliberal öznenin psikolojisini kısaca özetliyor, daha sonra da psikolojinin, geçen yüzyılda neoliberalizm yükselirken olgunlaşan bireyci epistemolojik ve ontolojik çerçevesini ortaya koyuyor. Ardından müteşebbis benliğin inşası, psikolojikleştirme, özcülük ve sorumlu kılma, büyüme/gelişme zorunluluğu, duygu/zihin yönetimi gibi konular eleştirel olarak ele alınıyor. Son olarak da siyasal ve sosyal yabancılaşmanın arttığı güncel otoriter neoliberal dönemde, psikoloji gurularının verdiği birey odaklı mesajlar analiz edilmekte ve epistemik direniş/praksis olanakları tartışılmaktadır.
Anahtar kelimeler: eleştirel psikoloji, neoliberal özne, Neoliberalizm, psikoloji, psikolojikleştirme -
Araştırma MakalesiÖz
Patriyarkal kapitalizminin yol açtığı iklim krizi, tarım-gıda sisteminde gittikçe daha yıkıcı bir etkide bulunmaktadır. Gıdanın endüstriyel tarım-gıda sistemi içerisinde üretilmesi, bir yandan iklim krizini tetiklerken, öte yandan gıdaya erişimi yakıcı bir sorun haline getirmektedir. Bu makale, İstanbul'da kooperatifler, gıda toplulukları, kent bahçeleri vb. alanlarda çalışarak alternatif üretim-tüketim ağları kurmaya çalışan gönüllülerle yapılan görüşmeler aracılığıyla iklim krizinin kent ve tarım-gıda sistemi üzerindeki etkilerini toplumsal cinsiyet boyutuyla anlamayı amaçlamaktadır. Alternatif tarım-gıda aktörlerinden 11 kadın ve 11 erkekle yapılan derinlemesine mülakatlarla iklim krizinin kentte deneyimlenme biçimleri ve tarım-gıda sistemi üzerindeki etkisi analiz edilmektedir. Bunun yanı sıra, kentte krize karşı nasıl mücadele edilebileceği ve toplumsal cinsiyetin hem krizin deneyimlenme biçimini hem de bu soruna karşı geliştirilebilecek çözümleri nasıl etkilediği sorgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: alternatif tarım-gıda aktörleri, İklim krizi, kent, patriyarkal kapitalizm, toplumsal cinsiyet