Gelecek Sayılar

72. Sayı: Praksis’in Praksisi: Dünden Bugüne, Bugünden Yarına

Sosyalistlerin asla yapmamaları gereken şey, kendilerinin tümüyle yerleşik kurumlara -yayınevleri, ticari medya, üniversiteler, vakıflar- bağımlı olmalarına izin vermektir. Bu kurumların tümü baskıcıdır demiyorum -muhakkak ki onlarla birlikte pek çok şey yapılabilir. Ama sosyalist entelektüeller doğrudan kendilerinin olan bir alan kaplamalıdırlar: Kendi dergileri, kendi teorik ve pratik merkezleri olmalıdır. Herkesin not ya da terfi için değil toplumu dönüştürmek için çalıştığı, eleştiri ve özeleştirinin hararetli ama aynı zamanda karşılıklı yardımın ve teorik ve pratik bilgi değişiminin de yoğun olduğu yerler: Bazı yönlerden geleceğin toplumunu önceden canlandıran yerler. E. P. Thompson*

Praksis 25 yıl önce yola çıkarken, E. P. Thompson’ın yirminci yüzyılın son çeyreğinin başlarında sarf ettiği bu sözleri kendisine rehber edinmişti. Praksis, sosyal bilimlere Marksist müdahalelerin doğrudan kendisine ait bir praksis imkânı yaratma çabasıyla yoluna devam ederken, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin de hem tanığı hem öznesi oldu. Praksisin Praksisi: Dünden Bugüne, Bugünden Yarına başlığını taşıyan 72. sayımız bir yandan bu çeyrek asırlık emeği, tanıklık ve faillik sürecini, diğer yandan eleştirel düşüncenin praksisini ve geleceğini tarihsel materyalizm odağında yeniden değerlendirmeyi hedefliyor.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği, kapitalist üretim tarzının içsel çelişkilerinin eşzamanlı ve iç içe geçen krizlere dönüştüğü, ekolojik yıkımın derinleştiği, otoriterleşme eğilimlerinin faşizan rejimlerle kurumsallaştığı ve toplumsal yeniden üretimin krizinin normalleştiği bir dönem olarak şekilleniyor. Marksizmin sosyal bilimlerdeki güncelliğini tartışmasız biçimde ortaya koyan bu krizler, aynı zamanda bilgi üretiminin praksisini -araçlarını, kavramlarını ve öznelerini- yeniden düşünmeye zorlayan bir dönüşüm de yaratıyor. Krizler çağında Marksist yöntem, kavramsal bir çerçeve sunmakla sınırlı kalmayıp; toplumsal, ekonomik ve mekânsal ilişkilerin çözülme ve yeniden kuruluş biçimlerini anlamak kadar, bunların dönüştürülmesine dair imkân yaratmaya devam ediyor. Bugün sosyal bilimlerde tarihsel materyalist tavrın, sermaye birikiminin yeni formlarını ve emeğin gündelik direniş pratiklerini birlikte kavramsallaştırma ihtiyacıyla yeniden konumlanması gerektiğine inanıyoruz.

Türkiye’de sosyal bilimlerin akademi içi ve dışındaki üretim alanlarına bakıldığında, bu yeniden konumlanışın yapısal zorluklarla kuşatıldığı görülüyor. Üniversitelerdeki politik baskı, araştırma fonlarıyla bilimin projeleştirilerek yönetilip yönlendirilmesi, yayıncılık alanındaki ticarileşme, editoryal emeğin görünmezleştirilerek sömürülmesi, kurumsal güvencesizlik ve “yayın yapma” baskısının yöntemsel derinliği aşındırması gibi süreçler, eleştirel bilgi üretiminin hem pratik hem politik koşullarını sınırlıyor. Akademi dışı alanda ise kolektif üretim, yayıncılık ve dağıtım altyapılarının süreklilik sorunu; entelektüel emeğin alanını sistematik olarak daraltıyor. Bu nedenle eleştirel sosyal bilimler için mesele yalnızca neyin araştırıldığı değil, bilginin kim tarafından, nasıl ve hangi araçlarla üretildiği; nasıl dolaşıma sokulduğu; kimin yararlanabildiği; ve nihayet hangi mücadele ufkuna bağlandığı ile ilgilidir.

Praksis, Marksist Sosyal Bilimler Dergisi olarak yirmi beşinci yaşını kutlarken, yayın pratiğiyle, birikimiyle bu alanın tarihsel sürekliliğini taşıyan ender kolektiflerden biri olarak, eleştirel sosyal bilimlerin hem teorik derinliğini hem de politik yönelimlerini canlı tutma çabasında özgün bir yer tutuyor. Dergimiz, farklı disiplinler ve farklı mücadele alanlarından araştırmacıları, aktivistleri ve siyasetleri bir araya getirerek akademi içi ve dışı bilgi alanları arasında bir kavşak işlevi görüyor.

Dergimizin geçmiş 71 sayısında, ekolojik yıkımın sınıfsal sonuçları ve doğa-sermaye çelişkisi ile çağdaş kapitalizmin krizlerinin dayattığı güvencesizleşmeyi, mülksüzleşmeyi ve proleterleşmeyi dayatan sınıfsal çelişki ve bunları derinleştiren ırkçılık ve sömürgeciliğin yanı sıra heteronormatif patriyarka kritik momentlerde yenilenerek konu edildi: Sendikal mücadeleler, işçi direnişleri, güvencesiz emek hareketleri ve kent/kır yoksullarının örgütlenme deneyimleri; bunlarla ilişkilenen queer ve feminist direnişler; Türkiye’nin emperyalizm bağlamındaki konumunun yeniden ürettiği sosyal gerçeklik üzerinden bu deneyimlerin Marksist sosyal bilimlere katkıları ve akademik literatüre yansıma(ma) biçimleri üzerine çalışmalara yer verdik. Praksis’in Praksisi: Dünden Bugüne, Bugünden Yarına 25. Yıl sayısı, bu çerçevede, içinden geçtiğimiz krizler döneminde tarihsel materyalizmin imkânlarını, tartışmalarını, dönüşümünü ve müdahale kapasitesini değerlendirmeye davet ediyor.

Bu güzergahı temel alarak, 72. sayımızın çerçevesini oluşturan aşağıdaki temalarla ilişkili hem kuramsal katkıları hem de somut mücadele deneyimlerini ele alan çalışmalarınızın yanı sıra çeviri, söyleşi ve değerlendirme önerilerinizi bekliyoruz:

  • Dünyayı Anlamanın ve Dönüştürmenin Marksist Praksisi: Türkiye ve küresel bağlamda Marksist düşüncenin, tarihsel materyalizmin sosyal gerçeklikteki tezahürlerini tartışmaya açmak istiyoruz. Böylece, ideolojik politik konumlanışımızın bakiyesini ve ufkunu tartışmaya çağırıyoruz.
  • Marksizmin Akademik, Akademinin Marksist Praksisi: Sosyal bilimlere müdahalelerin akademik üretimdeki tarihsel ve güncel biçimlerine, kurumsallaşma formlarına ve düzeylerine, gelecek yönelimlerine; akademinin politik-ekonomik, kültürel dönüşümüne, eleştirel bilgi üretimi ile akademi arasındaki bağlantılara yönelik tarihsel materyalist analizleri tartışmaya açıyoruz. Böylelikle, sosyal bilimlerde Marksist yöntemin imkan ve sınırlarını değerlendirmeye davet ediyoruz.
  • Eleştirel Bilgi Üretiminde Mecralar, Yaygınlaştırma Yöntemleri ve Kolektif Örgütlenme Biçimleri: Kolektif yayıncılık deneyimleri, dergi ve yayın pratikleri başta olmak üzere alternatif inisiyatiflerin deneyimlerini ve gelecek yönelimlerini değerlendirmeyi hedefliyoruz. Bu minvalde katkılarınızı bekliyoruz.

Praksis’in 25. yıl heyecanını birlikte sayımıza da taşıyabilmek dileğiyle!

Sayı Takvimi:

Sayı editörleri: Nevra Akdemir (nevranin@gmail.com), Deniz Ay (deniz.ay@unibe.ch), Atakan Büke (atakanbuke@yerkure.org), Ali Yalçın Göymen (ali.yalcin.goeymen@uni-potsdam.de), Fuat Özdinç (fuatozdinc@gmail.com).

 

Makale önerileri/özetler için son tarih (250-500 Kelime): 20 Şubat 2026

Makale son teslim tarihi: 15 Nisan 2026

Sayı çıkış tarihi: Eylül 2026

 

Özet ve tam metinler için gönderi adresi: praksis@praksis.org ve praksisiletisim@gmail.com

 

* Çıkarken başlıklı yazımızı okumak için bkz. https://www.praksis.org/cikarken/ E. P. Thompson alıntısı şuradan alınmıştır: Merrill, M. (1976) “An Interview with E. P. Thompson”, Radical History Review, (12): 4–25. https://doi.org/10.1215/1636545-1976-12-4]

73. Sayı: Historical Materialism İstanbul 2026 Konferansı Özel Sayısı

Praksis Dergisinin düzenleyicileri arasında yer aldığı, 3-5 Nisan 2026 tarihlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ‘Felaketten Mücadeleye: Savaşlar ve Afetler Ortamında Kapitalizmi Yeniden Düşünmek’ başlıklı konferansın özel sayısı hazırlanmaktadır.

74. Sayı: Gıda’nın Praksisi

Gıda, tarladan sofraya uzanan yolculuğunda toplumsal ilişkilerle örülmüştür: kimin emeğiyle toplandığı, kimin mutfağında işlendiği, kimin bedeninde yeniden üretildiği ve kimin sofrasına ulaştığı kapitalist üretim ve toplumsal yeniden üretim süreçlerinde belirlenir.

Bu süreç aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş bir dinamiktir. Gıdanın etrafında kurulu ilişkiler, sınıfsal çelişkileri kristalize edip üretim ile yeniden üretim arasındaki geçişkenliği görünür kıldığı gibi, patriyarkal kapitalizmin kadın emeğini belli rollere hapsederek görünmezleştiren, bedenleri ve doğayı kaynağa dönüştüren işleyişini de açığa çıkarır.

Gıda rejimi aynı zamanda ırksallaştırılmış bir sömürü düzenidir. Sömürgecilik, gıdayı metalaştırma mantığıyla kurmuş; plantasyonlardan günümüz dijital platformlarına kadar kimi bedenleri, toprakları ve tohumları değersizleştirerek sermaye birikimine tabi kılmıştır. Bu rejim, ırksal hiyerarşileri sadece maddi değil, duyusal düzeyde de kodlar: Gıdanın mekânsal ve bedensel boyutu, bu ilişkilerin somutlaştığı alandır.

Bununla birlikte, gıda aynı zamanda şekil, tat ve doku olarak bedenimizde bir öznellik alanı açar. Bu yüzden odağımız gıdanın bizatihi kendisidir: sermayenin metalaştırma süreçlerinin, patriyarkal ve ırkçı kodların ve direnişin kesiştiği maddi-duyusal bir düğüm noktası olarak.

Gıda bugün hem Türkiye’de hem de dünyada toplumsal ve siyasal çatışmaların merkezinde yer almaktadır. Derinleşen yaşam maliyeti krizi, gıdaya erişimi hem nicel hem nitel açıdan emekçi sınıflar için temel bir yeniden üretim sorununa dönüştürmüştür. Bu kriz, yalnızca piyasadaki fiyat hareketleriyle değil, devletin gıdayı vergi, denetim, standart ve yardım rejimleri üzerinden düzenleme biçimleriyle de şekillenmektedir. Üniversite yemekhanelerindeki zamlardan işçi havzalarındaki beslenme hakkı mücadelelerine, ‘ucuz’ gıdanın içerdiği zehirli ve denetimsiz maddelerden mülksüzleşen köylülüğün kırda ve kent çeperlerindeki hayatta kalma stratejilerine kadar uzanan geniş bir alanda gıda, güncel sınıf mücadelelerinin en çıplak sahalarından birini oluşturmaktadır. Bu saha, yalnızca tarlayı ve fabrikayı değil; dersliklerden ve laboratuvarlardan lojistik ve tedarik ağlarına, dijital platformlardan mutfağa, toplumsal hafıza ve kültürel pratiklerden bedene kadar uzanan bütün bir toplumsal ve ekolojik yaşamı mücadelenin konusu kılmaktadır.

Bu sayımızda, gıdayı teknikleştirilmiş yaklaşımlar ile kültüralist açıklamalar arasına sıkışan üretim ve tüketim tartışmalarının ötesinde; birikim rejimlerinin, devlet biçimlerinin ve toplumsal, kültürel ve ekolojik yeniden üretim süreçlerinin kesiştiği bir “toplumsal düğüm” olarak ele almayı hedefliyoruz. Bu toplumsal düğümü, tarihsel materyalist bir perspektifle aşağıdaki üç temel başlık ekseninde tartışmaya açmak istiyoruz:

Organik Varlıktan Algoritmik Metaya: Gıdanın Ontolojileri

 

Gıdanın topraktan sofraya uzanan yolculuğu bugün tarladan laboratuvara, tohumdan algoritmaya doğru genişlemektedir. Sermaye, gıdayı organik bir varlık olmaktan çıkarıp patentli bir yazılım veya algoritmik meta olarak yeniden kurgularken, gıdanın bizatihi kendisi nasıl bir dönüşüm geçirmektedir?

Gıdayı ekosistemden kopararak mülksüzleştirme süreçlerini moleküler düzeye ve veri merkezlerine taşıyan, hücresel tarım ve sentetik gıda üretimi gibi gelişmeler, sermayenin kendisi ve gıda rejimleri bakımından ne anlama gelmektedir?

Yapay aromalar ve dijital tarım uygulamaları üzerinden yeniden şekillenen gıdanın bu duyusal ve bilişsel kontrolü, sömürgecilik, kapitalizm, sermaye birikimi, egemenlik tartışmaları bakımından nasıl anlamlandırılabilir? Patentler ve algoritmalar üzerinden üretilen ‘yeni’ egemenlik alanları sömürgeci mirasla, kapitalizmin tarihiyle hangi noktalarda kesişmekte, hangi noktalarda ayrışmaktadır?

Sermaye Birikimi ve Gıda Rejimi

Kapitalist gıda rejimi, sadece birikim krizinin maliyetini değil, doğrudan sermayenin biyopolitik tahakkümünü de doğanın ve emekçilerin bedenlerine nakşetmektedir. Açlık ve yeterli gıdaya erişememe, gıdanın niteliğindeki bozulma ve ‘ucuz’, sağlıksız gıdaya mahkûmiyet, Marx’ın ifadesiyle insan ve doğa arasındaki metabolik yarılmayı bedenler düzeyinde nasıl yeniden üretmektedir?

Yarattığı ekolojik yıkımın yanı sıra, sermaye hangi dolayımlar aracılığıyla, emek gücü deposuna indirgediği bedeni aynı zamanda endüstriyel gıda atıklarının/kimyasallarının biriktiği bir depoya da dönüştürmektedir? Bu yavaş şiddet rejimi, işçi sınıfının biyolojik varlığını, yaşlanma süreçlerini ve sağlığını sermaye birikiminin bir değişkeni haline getirirken, kamu politikaları, devletin teftiş rejimleri ve piyasa denetimi bu süreci nasıl şekillendirmekte ve meşrulaştırmaktadır?

Ortaklıklar: Tahakküme Karşı Alternatif Praksisler

Doğayı ve bedeni yeniden kuran bu yavaş ve sınıfsal şiddet, nasıl bir sınıf siyaseti imkânı sunmaktadır? Gıdanın birçok dönüşüm geçirdiği bu süreçte, direnişin kuramsal ve pratik imkânları nelerdir? Kolektif bostanlar, dayanışma mutfakları, alternatif gıda inisiyatifleri ve işçi sofraları gıdanın sadece karın doyuran bir nesne değil, bir “müşterek” olarak yeniden kazanılması için nasıl bir zemin sunar?

“Sofradaşlık” toplumsal hafızayı ve yeniden üretim pratiklerini sermayenin kodlarından temizleyerek, toplumsal yeniden üretimin tarihsel olarak kadınlara yüklenen yükünü kolektifleştirerek, atomize edilmiş tüketici kimliği yerine kolektif bir özne inşa edebilir mi? Göçmen ve mülteci toplulukların kurduğu restoranlar ya da dayanışma mutfakları gıdayı hem geçim stratejisi hem de topluluk temelli bir siyasal özneleşme ve karşılaşma mekânı olarak nasıl yeniden kurmaktadır? Başka bir mutfağın, yani sömürüsüz ve algoritmaların dışında bir gıda ve beslenme rejiminin, kültürünün ipuçlarını güncel direnişlerde nasıl bulabiliriz?

İnsan ötesi aktörlerin (tohumlar, mikroorganizmalar, toprak, iklim) dâhil olduğu bir gıda siyaseti, patentli tohumlara, algoritmik tedarik zincirlerine ve dijital gıda platformlarına karşı nasıl bir direniş, sabotaj veya sızma pratiği geliştirebilir?

Bu çerçevede, gıdayı sadece bir “sorun” değil, bir “praksis” alanı olarak ele alan ve akademik tartışmaları aktivist deneyimlerle buluşturan, alternatif gıda alanlarının radikal imkânlarını olduğu kadar sınıfsal ve kurumsal sınırlarını, piyasalaşma risklerini ve çelişkilerini de tartışan disiplinlerarası ve ötesi katkılarınızı bekliyoruz!

Sayı Editörleri (Soyisim Sıralı):

Nevra Akdemir (nevranin@gmail.com), Atakan Büke (atakanbuke@yerkure.org), Elif Karaçimen (elifkaracimen@gmail.com), Aylin Topal (aylintopal@gmail.com), Cemil Yıldızcan (cemilyildizcan@gmail.com).

Sayı Takvimi

  • Makale önerileri/özetler (250-500 kelime) için son tarih: 15 Haziran 2026
  • Makale son teslim tarihi: 15 Aralık 2026
  • Sayı çıkış tarihi: Mayıs 2027

Özet ve tam metinler için gönderi adresleri: praksis@praksis.org ve praksisiletisim@gmail.com