68. Sayı: Krizler ve Radikal Dönüşümler Döneminde Rasyonalite ve İrrasyonalite

Editörler Ezgi Pınar, Gökhan Demir, Hülya Kendir
Yayın Sekreteri Ümit Özger
Sayı Editörleri Aylin Topal, Cemil Yıldızcan, Cihan Özpınar

Bu sayıda: Krizler ve Radikal Dönüşümler Döneminde Rasyonalite ve İrrasyonalite

Aylin Topal, Cemil Yıldızcan, Cihan Özpınar

 

Günümüzün Devrimci Stratejisi

Yazar: Cem Eroğul

Çeviri: Mert Can Demirkay, Alaz Ekim Çalışkan

 

Elverişli bir devrimci strateji arayışında düşülmemesi gereken başlıca tuzak, geçmişte benimsenen enson stratejiyi, bizim durumumuzda proletarya diktatörlüğünü, tekrar etme eğilimidir. Bu durum, iki temel toplumsal-tarihsel gelişmenin sonucudur: 1) Kapitalizm artık ömrünü tamamlamıştır; 2) Devlet,halkın siyasi iktidarını gasbetmiş bir baskı mekanizmasıdır. Dolayısıyla, yeni bir köktenci stratejiye ihtiyacımız var. Devrimci stratejinin uygulanmasındaki ilk ve temel adım, bir dizi devrimci ilke ve hedefinaçık seçik bir biçimde ortaya konması ve geniş çapta benimsenmesidir. Çünkü nasıl bir toplum inşaetmeye çalıştığımız konusunda fikir birliğine varmak, hayati bir önem taşımaktadır. Böyle bir fikir birliği, yalnızca geniş çaplı ve sürdürülmeye açık bir tartışmayla gerçekleşebilir.

Anahtar Kelimeler: Devlet, strateji, topluluk, devrim, kapitalizm

 

Popülizmden Sonra Ne Gelir? Çöküşün İçinde Örgütlenmek

Yazar: Agnes Gagyi

Çeviri: Ekmel Sayıl

 

Bu makale, başarısız olarak addedilmiş 2010’lar protestolarını ve akabinde gelen sol-popülist projelerin devamında ne tür bir yol izleneceğini araştırmakta ve bu başarısız dalga hakkında örtüşen tespitleri özetlemektedir. Bunlara göre bu protestoların spontane ve yatay organizasyon şekilleri taleplerin arkasında güçlü şekilde durulmasına izin vermemiş; bu organizasyon formu ve protestoların yerleşik kurumlara dair muğlak eleştirisi orta sınıf bir siyasallaşmanın özelliklerini yansıtmış; protestoların enerjisini seçim mekanizmalarına kanalize ederek değerlendirmek isteyen yeni sol popülist projeler, toplumsal güç ilişkileri içerisinde daha derin organizasyon yapıları olmaması sebebiyle başarısız olmuşlar; 2010 protestoları zor, eşitsizlik ve istikrarsızlaştırma süreçlerini çözmekten ziyade, bunlara katkı verir eğilimde olmuştur. Makalenin ikinci kısmında sunulan müteakip bir aşama, daha sağlam-dayanıklı-sürekli örgütlenme formları, yukarıda geçen eksiklikleri gidermeye çalışmış, kâr güdümlü ekonomik kriz ve iklim felaketine giden yönü, arkasına sosyal gücü alarak değiştirmeye çalışmıştır. Makalenin üçüncü kısmı bu yeni örgütlenme formları tarafından önerilen modellerin neoliberal dönemde krizleri finansallaşma ile telafi eden sistemden küresel korumacılık ve jeopolitik çatışmalar sistemine geçişle ilgisini soruşturuyor. Yön belirleyici bir deney olarak, emeğin örgütlenmesi, geçişin planlanması, enternasyonalizm ve toplumsal hareketlerin sistemik istikrarsızlaşmayla olan bağı konularında yeni örgütlenme yönelimlerinin sonuçlarını düşünmek için dört stratejik ayrım ortaya koymaktadır. Bu ayrımların günümüz solu açısından toplam bir problem olarak ortaya çıkardığı şey şudur: Yeni örgütlenmelerin çatışma kapasitesindeki artış, toplumsal yeniden üretim ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinde de artış anlamına gelmez. Stratejik ayrımların alternatif bir yönü olarak bu makale, çatışma kapasitesi ile yapıcı gücü birleştiren ve istikrarsızlaşmayı stratejik bir ortam olarak kabuleden örgütlenme çerçevelerinin yollarını ve somut örneklerini araştırmaktadır.

Anahtar Kelimeler: 2010’lar eylemleri, sol popülizm, örgütlenme, emek, planlama, enternasyonalizm

 

Yabancılaşma ve Haysiyet(sizlik) ÜzerineYeniden Değerlendirme: Teori ve Etnografi

Yasemin Antik

 

Bu makale, Marksist kuramın temel taşlarından biri olan yabancılaşma kavramını, günümüz kapitalist toplumunda işçilerin öznel deneyimlerine ve haysiyetle kurdukları ilişkilere odaklanarak yeniden ele almaktadır. Yabancılaşma burada, yalnızca kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanan yapısal bir olgu değil; aynı zamanda gündelik yaşamın içinde hissedilen, algılanan ve anlamlandırılan çok katmanlı bir deneyim olarak kavramsallaştırılmaktadır. Çalışmada yabancılaşma, üçlü bir yapı çerçevesinde analiz edilmektedir: emek sürecinin organizasyonu ve üretim ilişkilerinden doğan nesnel koşullar; bireyin kendisiyle, emeğiyle ve diğerleriyle kurduğu ilişkilerdeki kopuşlar; ve öznel olarak yaşanan anlam kaybı, değersizlik hissi ve duygulanımsal çatışmalar. Bu teorik çerçeve, “Yeni İstanbul Çarşısı”ndaki tekstil işçileriyle yürütülen etnografik saha araştırmasına dayandırılmaktadır. Bulgular, işçilerin gündelik pratiklerinde, haysiyetin kimi zaman yabancılaşma içinde kurulabildiğini; kimi zaman ise haysiyet arayışının, yabancılaşmanın yapısal biçimlerini derinleştirebildiğini göstermektedir. Ayrıca, çalışmada mistifikasyon, yabancılaşmanın sürdürülmesinde rol oynayan ideolojik bir örtüleme biçimi olarak ele alınmakta; haysiyetsizlik ise yabancılaşmanın her zaman birebir sonucu olmayan, daha çok tanınma, saygı ve etik haklara ilişkin bir duygulanımsal kırılma biçimi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Bu yönüyle makale, yabancılaşma, mistifikasyon ve haysiyetsizlik arasındaki karmaşık ilişkileri karşılaştırmalı olarak çözümlemekte; bu ilişkileri etnografik gözlemler üzerinden görünür kılmayı hedeflemektedir. Sonuç olarak, haysiyet ve yabancılaşma arasındaki ilişki, bu çalışmada doğrusal ya da karşıt biçimlerde değil; çelişkili, iç içe geçmiş ve tarihsel bağlamlara duyarlı bir gerilim alanı olarak tartışmaya açılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Haysiyet, Mistifikasyon, Etnografi, İşçi Sınıfı

 

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya’nın Çin Halk Cumhuriyeti ile İlişkileri: Güney’in Kuzeyleşmesi ve Kapitalist Devletlerarası Sistemde Yeşil Dönüşümün Sınırları

Barış Yentür

 

Bu çalışma, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya’nın Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkileri üzerinden, kapitalist dünya ekonomisinde yeşil dönüşümün sınırlarını incelemektedir. Yeşil dönüşüm, ekolojik krizle mücadele iddiası taşısa da küresel ekonomi içindeki eşitsiz güç ilişkilerini araçsallaştırmakta ve yeşil madenciliğe dayalı yeni bir sermaye birikim stratejisi olarak şekillenmektedir. Bu açıdan, merkez-çevre hiyerarşisinin baskısını deneyimlemesine rağmen Çin’in yeşil dönüşüm stratejisi üzerinden çevre ülkelerle kurduğu eşitsiz ekolojik ve ekonomik mübadele, küresel sistemdeki asimetrik ilişkilerin karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Çin’in Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya ile olan ilişkileri, “ekolojik medeniyet” ve “Güney-Güney işbirliği” söylemlerine rağmen, geleneksel Kuzey-Güney sömürge pratiklerini yeniden üretmektedir. Sahip oldukları zengin mineral kaynakları nedeniyle uluslararası yeşil rekabetin merkezinde yer alan bu ülkeler, hammadde tedarikçisi çevre ülke konumuna sıkıştırılmakta, Çin ise uluslararası iş bölümünde baskın bir konuma yerleşerek yeşil sanayisini güçlendirmektedir. Zayıf çevre politikaları ve ucuz iş gücü, bu ülkeleri Çin sermayesi için cazip hale getirirken, eşitsiz mübadele bağımlılık ilişkilerini derinleştirmektedir. Bu çalışma, iklim krizinin küresel ve sınıfsal eşitsizliklerle nasıl iç içe geçtiğini tartışarak, yeşil kapitalizmin fosil kapitalizminin yeni bir biçimi olarak nasıl işlediğini ve Güney’in Kuzeyleşme sürecine nasıl katkı sağladığını analiz edecektir.

Anahtar Kelimeler: Kapitalist dünya ekonomisi, eşitsiz mübadele, yeşil kapitalizm, Güney’in Kuzeyleşmesi, merkez-çevre ilişkileri

 

“Üçlü Kriz” Ortamında Yeniden Yapılanma Tartışmaları: Hegemonya Mücadelesinde Rakip Yeşil Tahayyüller Arasındaki Bulanık Çizgiler ve Fay Hatları

Başak Koşanay

 

1970’lerin sonlarından bu yana neoliberal sosyoekonomik paradigmanın hegemonyası altında birçok farklı düzenleyici biçime bürünen liberal verimlilik modeli, ana ayakları birikim krizi, meşruiyet krizi ve ekolojik kriz olan bir “Üçlü Kriz” ile karşı karşıya kalarak paradigmatik bir geçişin eşiğine gelmiştir. Bu interregnum’da, hegemonik tahayyül haline gelmek amacıyla Üçlü Kriz’in tüm ayaklarına eş zamanlı olarak hitap eden ‘daha yeşil’ bir bakış açısına sahip alternatif birikim stratejileri ve karşılarında küçülme gibi büyümeyi eleştiren perspektifler geliştirilmiştir.

Bu bağlamda bu makale, Küresel Kuzey’in hegemonik aktörlerinin “yeşil kapitalist tahayyülleri” ile küçülmeyi karşılaştırmalı olarak tartışacaktır. Buradaki amaç, bu stratejilerin Üçlü Kriz’in üstesinden gelme potansiyellerini, hegemonik tahayyül olma mücadelelerinde ileriye dönük politik ekonomik tasarımlarıyla mevcut yapılara nasıl meydan okuduklarını ve/veya bu yapıları nasıl yeniden ürettiklerini ortaya çıkarmak olacaktır. Böylelikle yeşil kapitalist tahayyüllerin politik mücadele sürecinde küçülmeyi yutma olasılıkları ve karşısında küçülmenin nasıl bir strateji izleyebileceği tartışılacaktır.

Bunu yapmak için, bu makale teorik çerçeve olarak Düzenleme Yaklaşımı’nın (DY) tekno-ekonomik paradigma, düzenleme biçimi ve toplumsallaştırma biçimi gibi ana dönemlendirme ve kavramlarını, metodolojik çerçeve olarak ise Kültürel Ekonomi Politik (KPE) literatürünün “çeşitlenme-seçilme-tutunma yaklaşımı”nı ve eleştirel gerçekçiliğin “morphogonetic ve morphostatic yaklaşımını” kullanacaktır.

Anahtar Kelimeler: Küçülme, Üçlü Kriz, Yeşil Yeni Düzen, Düzenleme Okulu, Dönüşüm

 

Kriz ve Öteleme Mekanizmaları: Türkiye’de “Rasyonel Politikalara Dönmenin” İrrasyonelliği

Gizem Şimşek

 

Türkiye’de sermaye birikiminin güncel krizi, süreç ve müdahale arasındaki ilişkiyi biçimlendiren çeşitli öteleme mekanizmaları aracılığıyla derinleşen bir hâl almıştır. Siyasi iktidarın krize karşı hızlı bir biçimde uygulamaya geçirdiği kendi rasyonel kararları, krizin irrasyonel eğilimlerini güçlendirmektedir. 2018 genel seçimlerinden sonra faaliyete geçen ekonomi yönetimlerinin aldığı “rasyonel” kararların sürekli bir biçimde değişmesi, krizin toplumsal yükünün de artmasına neden olmuştur. Sermaye birikiminin geldiği aşamada krizi ötelemeye yönelik alınan söz konusu “rasyonel” kararlardan ikisi öne çıkmaktadır: Bunlardan biri 2021 yılının eylül ayı itibarıyla uygulanan Türkiye Ekonomi Modeli iken diğeri 2023 seçimlerinin ardından “rasyonel zemine dönüş” söylemiyle öne çıkan politikalardır. Birbirini tamamlayarak krizin açmazlarını büyüten bu iki model, Türkiye’de sermaye birikimi, devlet ve siyasi iktidar arasındaki içsel bağlantıları ele veren sürecin çelişkilerini açığa çıkarmaktadır. Çalışma, Türkiye’de siyasi iktidarın üretim ilişkilerine içkin engellerin yarattığı gerilimleri aşmak için kısa erimli müdahalelere yöneldiği düşüncesinden hareket etmektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel argümanı, bu müdahalelerin krizi aşmak yerine kriz eğilimlerini daha da güçlendirdiği ve süreklileşmesine yol açtığı yönündedir. Çalışma eş zamanlı olarak, siyasi iktidarın ithal girdi bağımlılığı ve döviz biçiminde sermaye ihtiyacının tetiklediği krizleri aşmak için başvurduğu kısa erimli öteleme mekanizmalarıyla mevcut siyasi konumunu sürdürmeye çalıştığına dikkat çekmektedir. Bu kapsamda “irrasyonel” bir “rasyonel zemine dönme” söylemiyle bütünleşen kriz öteleme mekanizmalarının, Türkiye’de kapitalizmin çelişkilerini daha görünür kıldığını vurgulayan çalışma, bu çelişkilerin toplumsal yükünün sınıfsal açıdan günbegün tüm topluma ancak daha fazla emekçi kesimin üzerine yıkıldığını göstermeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Sermaye birikimi, kriz, geç kapitalistleşme, döviz biçiminde sermaye ihtiyacı, irrasyonellik, rasyonel politikalar.

 

Neoliberal Krizleri Suç Çerçevelerinden Okumak: 2023 Maraş Depremlerinde Yas Aktivizmi

Nazlı Bülay Doğan

Kentler başta olmak üzere toplumun birçok alanında somutlaşan neoliberalizmin krizlerinin yakıcı hali, krizlerde, kazalarda ya da doğal felaketlerde hayatını kaybedenlerin ailelerinin yaşadıklarında görünür olur. Bunlar, “istenmeyen, elim kazalar” jargonunun arkasına sığınan güçlülerin suçlarıdır. Türkiye’de güçlülerin suçlarının kentteki tezahürlerinden en kritiği, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği depremler olmuştur. Bu çalışmada, 2023 Maraş Depremlerinden yola çıkarak, yas tutan ailelerin adalet mücadelelerinin sosyal medya üzerinden nasıl şekillendiği suç çerçeveleri üzerinden araştırılmıştır. Ailelerin depremle ilgili suç çerçevelerini nasıl kullandığı; bu çerçevenin neoliberal krizlerle ilişkisi ve çerçevenin hem yas süreçlerindeki hem de mücadelelerindeki yeri, Twitter (X) sosyal medya platformundaki paylaşımları üzerinden incelenmiştir. Buradan hareketle, depremin neden olduğu hasarın aileler tarafından “güçlülerin suçları” kavramsallaştırmasına benzer şekilde çerçevelendiği; bu suç çerçevesinin ailelerin mücadele söyleminde kurucu bir yer tuttuğu ve suçun bu şekilde ifşa edilmesinin neoliberalizm eleştirisine varan unsurlar taşıdığı değerlendirilmiştir.

Anahtar kelimeler: Neoliberal kriz, güçlülerin suçları, suç çerçeveleri, yas aktivizmi

 

Yuvarlak Masa: Rasyonalite, İrrasyonalite ve Siyasal Strateji

Ali Yalçın Göymen – Demet Dinler – Panagiotis Sotiris

About the author