Demokrat Neoliberalizm, Batı Emperyalizminin Globexiti ve Sol Entelijansiya
Ali Ekber Doğan
Dünya ekonomisinde 2007-9 arasında yaşanan kriz, 21. yüzyılı gerçek anlamda yeni bir çağ yapan olaydır. Krizin ardından 1980’lerden beri süregelen ekonomi politikaları üzerinde belirleyiciliği hem sosyal bilim çevrelerinde, hem de sokakta ciddi biçimde sorgulanan neoliberalizmin yerini başka bir birikim rejiminin almayıp, çeşitli tadilatlarla sürdürülmeye çalışılması pekçok düzeyde gerilimler ve çatışmalara yol açıyor. Toplumsal patlamalar, isyanlar, bunları takip eden otoriter-neofaşist siyasetler ve rejimlerin yükselişi, kapitalist devletler arasındaki rekabetin eskisi gibi yönetilemediğini gösteren bloklaşmalar ve çatışmalarla müsemma bir dönemden geçiyoruz. Bu tablo içinde Batı dünyasından başlayarak, pekçok ülkede siyaset alanı demokrat/ilerlemeci neoliberal düzen siyasetçileriyle, otoriterneofaşist siyaset(çi)ler arasındaki rekabet ve söylem çatışmalarıyla şekilleniyor. Bu davetli makalede, esas olarak ilerlemeci neoliberalizmi, temel kabulleri, dayandığı sosyal-sınıfsal ittifak çerçevesi, toplumsal hareketler ve sol entelijensiyayla ilişkisi, eleştirel düşünceye ve sosyalist siyasete etkileri boyutlarında değerlendirmeye çalışacağım.
Anahtar Kelimeler: İlerlemeci neoliberalizm, neofaşist siyasetlerin yükselişi, neoliberalizmin sosyalisazyonu, Globexit, sol entelijensiya, devrimci Marksist siyaset
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Uluslararası Politik Ekonomisi: Emperyalizm, Hegemonya Krizi ve Nato’yu Yeniden Düşünmek
Akif Avcı
Rusya ve Ukrayna arasında 2022 yılında başlayan savaş sosyal bilimlerde önemli tartışmalar başlattı. Ana akım savlardan ilki, bu savaşı Doğu-Batı arası medeniyetler çatışması yakıştırmasına atıfta bulunan, sınıfsal analizden ve sınıf farklılıklardan yoksun, kültür, kimlik ve dini saikler etrafında şekillenen indirgemeci yaklaşımlar üzerinden açıklamaktadır. Bu yaklaşımlardan ikincisi savaşın çıkma sebebini Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in şahsında cisimleşmiş otoriter bir rejimin genişleme ve yayılma isteğine dayandırdı. Bu görüş, Weberci anlamda bir otoriter kavramını ve bu düşüncenin devamı olarak da bir kişinin ya da kliğin otoriterleşmesi ile devletin otoriterleşmesi kavramlarının birbirine karıştırılmasından ibaret hatalı bir görüştür. Üçüncü temel sav ise savaşın başlamasını güvenlikçi paradigma çerçevesinde değerlendiren ve diğer etkenleri ikinci plana iten indirgemeci bir yaklaşımdır. Bu çalışma bu üç yaklaşımın eleştirisini yapmakta ve Rusya ile Ukrayna arasında cereyan eden savaşı liberal demokrasi ile totaliter rejimler arasında bir savaş, ya da NATO ile Doğu Bloku ülkeleri arası bir askeri çatışma veya kamplaşma olarak yorumlanamayacağını iddia etmektedir. Buna karşın, bu çalışma iddia etmektedir ki bu süreç, emperyalizme içkin çelişkilerin uluslararası arenada sadece emperyalist devletler arası değil sermayenin farklı fraksiyonlarının da dahil olduğu bir hegemonya krizinin yansımasıdır. Son olarak, bu çalışma Rusya-Ukrayna arasındaki savaşı tartışırken hem liberal demokrasiyi savunan NATO’nun mevcut uluslararası düzendeki yerini hem de emperyalizm kavramının sosyal bilimler içi tartışmalardaki açıklayıcı konumunu yeniden gündeme getirmeyi amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimleler: Emperyalizm, hegemonya, Rusya, Ukrayna, NATO
Neoliberalizmin Üzerindeki Demokrat Örtüyü Kaldıran Bir Deneyim Olarak Emmanuel Macron ve Macronculuk
Selman Saç
Dünyanın çeşitli yerlerinde aşırı sağın varlığını sürdürmesi bu gelişmelere ilişkin sürekli bir akademik ve politik ilgiyi de beraberinde getirmektedir. Özellikle Avrupa’daki ülkeler bütün nimetlerini borçlu olduklarını düşündükleri liberal demokrasilerinin tehlikede olduğu gerekçesiyle çözüm yolları aramaktadır. “Gerici popülizm”e karşı, mevcut düzeni tehlikeye atmayacak alternatiflerden biri ise kimisi mevcut kimisi yeni aktörlerin taşıyıcısı olduğu, “demokrat neoliberalizm”dir. Bu sıfat, ekonomik meselelerde neoliberal politikalardan taviz vermemeyi, politik meselelerde ise hak ve özgürlüklere halel getirmeden düzeni ayakta tutmayı vadetmektedir. 2017 yılında, aşırı sağın en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Fransa’da bu niteliğe uygun bir adayın seçimi kazanması bu yüzden liberal demokrat dünya açısından büyük coşkuyla karşılandı. Bu çalışma duygusal ve politik beklentinin yöneldiği bu aktörü, Emmanuel Macron’u, odağa almayı amaçlamıştır. Bu doğrultuda metin boyunca demokrat neoliberal bir aktör olarak öne çıkarılan Macron ve Macronculuk, ortaya çıkış koşulları da ihmal edilmeden, bu kavramsallaştırmayı da sorunsallaştıracak şekilde tartışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Demokrat, Macron, merkez, neoliberalizm, otoriterlik, popülizm
“Sınıf Hizasızlanması” ve İlerici Neoliberalizme Karşı Popülist Stratejinin Güncel Bakiyesi
Mustafa Görkem Doğan
Türkiye’de özellikle mavi yakalı işçilerin sağ, muhafazakâr, milliyetçi siyasete eğilim göstermesi, eğitimli kesimlerin ise sol siyasi tutumlar alması alışılmadık bir tespit değildir. Sanayileşmiş Batı toplumlarında ise reformist işçi partileri ve kimi örneklerde komünist partiler emekçi kesimlerin desteğiyle büyümüştür. 1980’li yıllarla birlikte küresel kuzeydeki durum bu anlamda ülkemize benzemeye başlamıştır. 2008 Finansal Krizi sonrası sandığa giden emekçi seçmenin sağ popülist diye ifade edilen siyasal alternatifleri desteklediği buna karşılık eğitimli ve yüksek gelirli seçmenin de sol partilere itibar ettiği anlaşılmaktadır. Bu durum yazında genel olarak sınıf hizasızlığı (class dealignment) diye ifade ediliyor. Bu makalede sol popülist diye imlenen politik söylemin, özellikle Amerikan popülizminin, güncel eğilimlerin arkasındaki politik ekonominin analizinin üstünden atlayıp bir söylem stratejisi değişikliğiyle yeni bir anlatı kurarak bu sorunu gidermeye dönük stratejisini serimleyeceğiz. Bu stratejinin İkinci Enternasyonal partilerine ilgisi ve New Deal dönemi Demokrat Partiye olan yaklaşımıyla günümüz solu içinde sınıfı talileştiren eğilimlere ve özellikle ilerici neoliberalizme karşı ne ölçüde etkin olabileceğini tartışacağız.
Anahtar Kelimeler: Sınıf hizasızlanması, neoliberal küreselleşme, ilerici neoliberalizm, işçicilik, Amerikan popülizmi
Kültür Savaşlarını Kazanamazsınız
Astrid Zimmermann
Çeviri: Sezer Karagöz
Neoliberalizm ile Feminizmin Dansı: Avrupa Toplumsal Cinsiyet Enstitüsü’nün Toplumsal Cinsiyetin Ana Akımlaştırılması Stratejisi
Bilge Filiz
Bu çalışmada, toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması stratejisinin Marksist feminist bakış açısıyla eleştirel bir analizi sunulmaktadır. Bu eleştirel analiz, Avrupa Toplumsal Cinsiyet Enstitüsü’nün (EIGE) toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması stratejisinde ortaya koyulan ilkeler ile somutlaştırılmaktadır. Yapılan içerik analizine göre, söz konusu strateji, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini teknik ve bürokratik bir sürece indirgeyerek politik zeminden uzaklaştırmakta ve yapısal sorunlara yönelik köklü değişim potansiyelini zayıflatmaktadır. Dolayısıyla teşvik edilmeye başlandığı ilk yıllarda ilerici bir araç olarak kabul edilen toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması ilkelerinin yapısal eşitsizlikleri ve güç dengelerini yeterince ele almadığı görülmektedir. Bu bağlamda, makale, toplumsal cinsiyet ve sınıf dinamiklerinin birbirine dolanmış doğasını vurgulayarak, toplumsal cinsiyet eşitliği stratejilerinin yeniden değerlendirilmesini ve toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması tartışmasına sınıfsal, yapısal ve kesişimsel bir yaklaşım getirmeyi önermektedir.
Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet eşitliği, Marksist feminizm, neoliberalizm, toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması, yapısal eşitsizlik.
Avrupa’nın Neoliberal Yeşil Mutabakatı, Ekolojik Emperyalizm ve Halkın Alternatifi
Yelda Erçandırlı
Bu makalede son zamanlarda politik ekoloji tartışmalarında oldukça popüler bir konu haline gelen Avrupa Yeşil Mutabakatı’na (AYM) odaklanıyorum. Makalede AYM’nin neoliberal dönemde ekolojik emperyalist politikaların devamı ve tuzağı olduğunu ve itici gücünün ekonomi ve ekolojiyi uzlaştırmak amacında olan ekolojik modernleşme olduğunu iddia ediyorum. Makalede eleştirel uluslararası politik ekonomideki kuramsal tartışmalardan ve ekolojik emperyalizm kavramından yararlanıyorum. Böyle bir tartışma sosyo-ekolojik yıkımın sorumluluğunu, üretim süreçlerini kontrol eden emperyalist güçlere yüklerken aynı zamanda ekolojik yıkımdan daha az sorumlu halklar üzerindeki etkilerini açığa çıkarır. Öte yandan, kapitalist hegemonik projelerin üstesinden gelebilecek yeni tartışmaların temel dinamiklerini açıklar ve değişim için özne olarak işçi sınıfının ve sınıf mücadelesinin önemini ön plana çıkarır.
Anahtar Kelimeler: Ekolojik emperyalizm, neoliberalizm, Avrupa yeşil mutabakatı, hegemonya, sınıf mücadelesi
Aşırı Sağın Yükselişi ve Anti-Faşizmin Yeni Uğrakları
Umut Devrim Özbideciler
Bu makalenin amacı, faşizmin temelde Marksist teoriler tarafından alımlanışı ışığında, aşırı sağ/sağ popülizmin neoliberal kriz koşullarında nasıl yapılandığını aydınlatmak ve anti-faşizmin yeni bir yorumlanışıyla politik/toplumsal direniş biçimlerinin olanaklılığını tartışmaktır. Kuşkusuz, aşırı sağın en belirgin özelliklerinden biri, var olan toplumsal eşitsizlikleri ve toplumsal protesto eğilimlerini etnik/ırk eksenli bir formülasyonla yürürlüğe sokmaktır. Aşırı-sağ, neoliberal merkez’le uyumsuzluğunu ve küreselleşme karşıtlığını vurgulasa da bugün küresel bir boyut kazanmış olan aşırı sağ/sağ popülist partiler ve sağ popülistlerin iktidarda olduğu ülkeler, neoliberal politikaların tam olarak terkedilmesinden çok neoliberal yönelimlerle ‘ulusal sınırları korumaya’ odaklanan mülteci/göçmen/etnik azınlık karşıtlığının bir bileşimini sunarlar. Ancak neoliberal kapitalist elitlerden henüz ona somut bir onay alamayan ulusal sağın, son otuz yılda reaksiyoner, demokratik olmayan kitleselleşme biçimlerini hareket geçirmekte yol aldığı, bu anlamda yeni sağdan farklılaştığı ve demokratik, toplumsal kurtuluş temelli örgütlenmelerin karşıt ucunda bulunduğu teslim edilmelidir. Bu durum, anti-faşizmin anti-kapitalist bir çerçevede yeniden anlamlandırılmasını gerektirir. Son bölümde, aşağıdan yukarıya demokratik denetim mekanizmalarının radikal bileşimlerinin, sol reformizmin ve parlamenter politikanın ötesinde bir ufku gerekli kıldığı vurgulanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Faşizm, neoliberalizm, aşırı sağ, anti-faşizm
Bütünlüklü Bir Marksist Sınıf Analizi: Düalizmleri Aşmak
Yener Çıracı
Kapitalizmin 2008 krizi ve 2010 yılında küresel ayaklanma dalgasının ortaya çıkışı, sosyal teoride Marksizmi yeniden güçlendiren bir etkiye neden oldu. Bu etki toplumsal hareketler bağlamında da kendini gösterdi ve sınıf analizi toplumsal ayaklanmaların ve hareketlerin etkisiyle yenilenmeye başladı. Ancak toplumsal mücadeleler bağlamında sınıf mı yoksa toplumsal hareketler mi sorusu etrafında şekillenen düalizm yeniden öne çıkmaya başladı. Bu çalışma, günümüzde yeniden ortaya çıkan bu düalizmi aşma konusunda bütünlüklü bir Marksist sınıf analizine odaklanacaktır. Bu çerçevede öncelikle Marksizm ile toplumsal hareketler ilişkisini yeniden gözden geçiren Marksist toplumsal hareket tartışmalarına değinecek ve ardından toplumsal hareketlerle işçi sınıfı arasında karşıtlık biçimini alan düalizmin kökenlerini ele alacaktır. Son olarak toplumsal hareketleri arka planda tutarak sınıf yapısı, sınıf mücadelesi, sınıf bilinci ve sınıf oluşumu üzerine kavramsal bir çerçeve önerecek ve Marksist bir toplumsal hareket kuramı tartışmalarına katkı sunacaktır.
Anahtar Kelimeler: Marksist sınıf analizi, işçi hareketleri, toplumsal hareketler, toplumsal ayaklanmalar, sınıf mücadelesi
Ekolojik Yaklaşım için Alternatif Bir Başlangıç Önerisi: Felsefe Tarihinde İş ve İş Bölümü
Aşkın Yücel Seçkin
Ekolojik yaklaşım için Antik Yunan ile başlayan felsefe geleneğinin başlangıcından beri felsefenin temel konularından birisi olan doğa (φύσις: phúsis) yerine iş(ἔργον: érgon) kavramını başlangıç noktası olarak önermek amacıyla gerçekleştirilen bir çalışmadır. Bu çalışma, Antik Yunan düşüncesinde iş (çalışma) kavramının ve iş bölümünün olup olmadığını, buradan hareketle Platon’un Devlet eserinde iş bölümünün incelenmesini, felsefe tarihi içerisinde Platon ile başlayan iş bölümünü olumlayan gelenek ile Karl Marx ve Friedrich Engels’in anlayışının nasıl radikal karşıtlık oluşturduğunu, iş bölümü konusunda Marx-Engels ile Platon karşılaştırmasının Marx-Engels’in Aristotelesçi yaklaşımdan radikal ayrıştıkları savıyla ele alınmasını ve doğa kavramının merkezi konumda olduğu çağdaş ekolojik marksistlerin iş bölümüne dair görüşleri özetlenerek, doğa kavramının başlangıç noktası olarak problemlerinin değerlendirilmesini içerir.
Anahtar Kelimeler: İş bölümü, iş, doğa, antik Yunan, felsefe tarihi


