2011/02
Sayı Editörü: Tolga Tören
Bu Sayıda
Fulya Atacan’la Arap Baharı Üzerine Söyleşi
İslami-Muhafazakar Milliyetçiliğin Millet Tasarımı: AKP Döneminde Kürt Politikası
Cenk Saraçoğlu
Bu makale AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)’nin Kürt sorununa yönelik temel politikasının ve stratejilerinin ayrıksı yönlerini bu partinin Türkiye sağının ideolojik haritası içerisindeki yerini tartışarak ortaya çıkarmaya ve açıklamaya çalışacak. AKP’nin Türkiye sağı içerisindeki özgül konumu büyük ölçüde iktidara geldiğinden beri taşıyıcılığını yaptığı toplumsal hegemonya projesinin gerekleri ve sınırları tarafından belirlenmiştir. Partinin benimsediği Kürt politikası da hem bu hegemonya projesinin temel özelliklerini hem de bu projeyle uyumlu ideolojik konumlanışın izlerini büyük ölçüde taşımaktadır. Buna göre AKP Türkiye sağının geleneksel beslenme kanalları olan İslami muhafazakârlık ve milliyetçiliğin temel öğelerini içerisinde barındırmakla birlikte benimsediği milliyetçiliğin sembolik/söylemsel unsurları üzerinde İslamcı-muhafazakârlığın belirleyiciliği bu partiyi Türkiye’nin ideolojik haritasında belirli bir konuma yerleştirir. Bu ideolojik konumlanış partinin nasıl olup da bir yandan öncesindeki sağ partilerden farklı olarak Kürtlerin varlığını tanımaya yönelik eğilimler içerisine girerken diğer yandan “tek devlet, tek millet ve tek bayrak” şiarında kendisini en uç şekilde gösteren bir milliyetçi söylemi benimseyebildiğini açıklar. Makale bu tanıma politikalarının ve milliyetçiliğin bir arada bulunmasının partinin kısa vadeli siyasi hesaplarından doğan bir sapma veya çelişki değil onun ideolojik konumlanışının ve ülke çapında tesis etmeye çalıştığı hegemonya projesinin uyumlu bir parçası olduğunu savunmaktadır.
1994′ten Bugüne Neoliberal Belediyecilikte Süreklilik ve Değişimler
Ali Ekber Doğan
Bu çalışmada, 1994’ten bu yana, Refah Partisi’nden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne varan siyasal çizginin kentlerde süren hakimiyetinin, gündelik yaşam pratiklerinden, siyasal konum alışlara, kamu politikalarının şekillenmesinden, sosyalizasyon pratiklerine, kentsellik/kamusallık biçimlerine Türkiye toplumunun siyasal ve sosyal yaşamındaki parametreleri değiştiren önemli değişikliklere yol açtığı tespit edilmektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerin büyük çoğunluğunun, bu çalışmada konulan adla neoliberal İslamcı belediyecilik çizgisi tarafından yönetildiği ileri sürülerek, bu dönüşümler süreklilik ve kopuşları içinde incelenmektedir. Yazıda, yerel yönetimlerdeki söz konusu hakimiyetin AKP iktidarları üzerinden 2000’li yıllarda devleti, siyaseti ve sosyal yaşamı yeniden tanzim eden “yeni bir hegemonya projesi”nin önemli başlangıç ve dayanak/tutunum noktalarından biri olduğu ileri sürülerek, bu çizginin bir araya getirmeye çalıştığı kentsel toplumsal ittifak, izlediği kentsel siyasalardan belediyeciliğin ekonomik ve sosyal boyutlarından hangilerinin önplana çıktığı, bunların sermayenin ve emeğin yeniden üretimi açısından anlamı, neoliberalizmin İslamî tonlu/referanslı yeni bir muhafazakârlıkla sosyalizasyonu ve kentlerin sosyal yaşamında yol açtığı sonuçlar tartışılmaktadır.
Din ve Kapitalizm Sarmalında Milli Görüş Hareketi
Nazlı Akpınar – Sinan Araman
Etkisi farklılaşmakla birlikte din, kapitalist sistemin yeniden üretim sürecinin temel ideolojik aygıtlardan biri olagelmiştir. Türkiye özgülünde de Necmettin Erbakan’ın 1970’lerde maddi ve manevi kalkınma kavramları etrafında şekillendirdiği Milli Görüş düşüncesi referanslarını İslam dininden alan ideolojik ve politik bir akımdır. 1980 sonrasında artan etkisiyle siyasal İslam’ın merkezi gücü olan Milli Görüş Hareketi’nin İslami değerleri günümüz toplumuna uyarlayan yaklaşımının Türkiye’de, sermaye birikimine ivme kazandırmada ve yoğunlaşan emek sömürüsüne meşruluk sağlamada işlevsel kılındığı söylenebilir. Bu yönüyle “Anadolu sermayesi”, “İslami sermaye”, “yeşil sermaye”, “Müslüman burjuvazi” vb. kavramlaştırmalar, kapitalist nitelikteki maddi üretim tarzının kültürel/sembolik yeniden üretimle kesişme noktalarına işaret ettiği ölçüde bir anlam taşımakta ve bir sosyal gerçekliği ifade etmektedir. Bu gerçekliğin maddi yönünde esnek çalışma, taşeron ve fason üretim, sendikasız çalıştırma, kayıtdışı istihdam, düşük ücretler vb. yoğun sömürü koşulları hüküm sürerken, manevi yönünde ise biriken sermayenin hizmetine sokulan dini değer yargıları ve tarikat örgütlenmeleriyle şekillenen anlam dünyaları ve yaşam tarzları hüküm sürmektedir. Böylece maddi ve manevi ögeler, yeni temeller üzerinden birbirini gerçekleştirmekte ve dönüştürmektedir. Ekonomik ve sosyal alanda kurulan bu ilişkiler, siyasal İslam’ın platformu olan partiler tarafından güçlü bir siyasal hegemonyanın temeli kılınabilmiştir.



Sevilay'ın Anısına...
Praksis, ULAKBİM Sosyal Bilimler Veri Tabanında taranmaktadır.