26. Sayı – Siyasal İslam, İktidar ve Hegemonya

2011/02

Sayı Editörü: Tolga Tören

Bu Sayıda
Fulya Atacan’la Arap Baharı Üzerine Söyleşi
İslami-Muhafazakar Milliyetçiliğin Millet Tasarımı: AKP Döneminde Kürt Politikası
Cenk Saraçoğlu

Bu makale AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)’nin Kürt sorununa yönelik temel politikasının ve stratejilerinin ayrıksı yönlerini bu partinin Türkiye sağının ideolojik haritası içerisindeki yerini tartışarak ortaya çıkarmaya ve açıklamaya çalışacak. AKP’nin Türkiye sağı içerisindeki özgül konumu büyük ölçüde iktidara geldiğinden beri taşıyıcılığını yaptığı toplumsal hegemonya projesinin gerekleri ve sınırları tarafından belirlenmiştir. Partinin benimsediği Kürt politikası da hem bu hegemonya projesinin temel özelliklerini hem de bu projeyle uyumlu ideolojik konumlanışın izlerini büyük ölçüde taşımaktadır. Buna göre AKP Türkiye sağının geleneksel beslenme kanalları olan İslami muhafazakârlık ve milliyetçiliğin temel öğelerini içerisinde barındırmakla birlikte benimsediği milliyetçiliğin sembolik/söylemsel unsurları üzerinde İslamcı-muhafazakârlığın belirleyiciliği bu partiyi Türkiye’nin ideolojik haritasında belirli bir konuma yerleştirir. Bu ideolojik konumlanış partinin nasıl olup da bir yandan öncesindeki sağ partilerden farklı olarak Kürtlerin varlığını tanımaya yönelik eğilimler içerisine girerken diğer yandan “tek devlet, tek millet ve tek bayrak” şiarında kendisini en uç şekilde gösteren bir milliyetçi söylemi benimseyebildiğini açıklar. Makale bu tanıma politikalarının ve milliyetçiliğin bir arada bulunmasının partinin kısa vadeli siyasi hesaplarından doğan bir sapma veya çelişki değil onun ideolojik konumlanışının ve ülke çapında tesis etmeye çalıştığı hegemonya projesinin uyumlu bir parçası olduğunu savunmaktadır.

1994’ten Bugüne Neoliberal Belediyecilikte Süreklilik ve Değişimler
Ali Ekber Doğan

Bu çalışmada, 1994’ten bu yana, Refah Partisi’nden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne varan siyasal çizginin kentlerde süren hakimiyetinin, gündelik yaşam pratiklerinden, siyasal konum alışlara, kamu politikalarının şekillenmesinden, sosyalizasyon pratiklerine, kentsellik/kamusallık biçimlerine Türkiye toplumunun siyasal ve sosyal yaşamındaki parametreleri değiştiren önemli değişikliklere yol açtığı tespit edilmektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerin büyük çoğunluğunun, bu çalışmada konulan adla neoliberal İslamcı belediyecilik çizgisi tarafından yönetildiği ileri sürülerek, bu dönüşümler süreklilik ve kopuşları içinde incelenmektedir. Yazıda, yerel yönetimlerdeki söz konusu hakimiyetin AKP iktidarları üzerinden 2000’li yıllarda devleti, siyaseti ve sosyal yaşamı yeniden tanzim eden “yeni bir hegemonya projesi”nin önemli başlangıç ve dayanak/tutunum noktalarından biri olduğu ileri sürülerek, bu çizginin bir araya getirmeye çalıştığı kentsel toplumsal ittifak, izlediği kentsel siyasalardan belediyeciliğin ekonomik ve sosyal boyutlarından hangilerinin önplana çıktığı, bunların sermayenin ve emeğin yeniden üretimi açısından anlamı, neoliberalizmin İslamî tonlu/referanslı yeni bir muhafazakârlıkla sosyalizasyonu ve kentlerin sosyal yaşamında yol açtığı sonuçlar tartışılmaktadır.

Din ve Kapitalizm Sarmalında Milli Görüş Hareketi
Nazlı Akpınar – Sinan Araman

Etkisi farklılaşmakla birlikte din, kapitalist sistemin yeniden üretim sürecinin temel ideolojik aygıtlardan biri olagelmiştir. Türkiye özgülünde de Necmettin Erbakan’ın 1970’lerde maddi ve manevi kalkınma kavramları etrafında şekillendirdiği Milli Görüş düşüncesi referanslarını İslam dininden alan ideolojik ve politik bir akımdır. 1980 sonrasında artan etkisiyle siyasal İslam’ın merkezi gücü olan Milli Görüş Hareketi’nin İslami değerleri günümüz toplumuna uyarlayan yaklaşımının Türkiye’de, sermaye birikimine ivme kazandırmada ve yoğunlaşan emek sömürüsüne meşruluk sağlamada işlevsel kılındığı söylenebilir. Bu yönüyle “Anadolu sermayesi”, “İslami sermaye”, “yeşil sermaye”, “Müslüman burjuvazi” vb. kavramlaştırmalar, kapitalist nitelikteki maddi üretim tarzının kültürel/sembolik yeniden üretimle kesişme noktalarına işaret ettiği ölçüde bir anlam taşımakta ve bir sosyal gerçekliği ifade etmektedir. Bu gerçekliğin maddi yönünde esnek çalışma, taşeron ve fason üretim, sendikasız çalıştırma, kayıtdışı istihdam, düşük ücretler vb. yoğun sömürü koşulları hüküm sürerken, manevi yönünde ise biriken sermayenin hizmetine sokulan dini değer yargıları ve tarikat örgütlenmeleriyle şekillenen anlam dünyaları ve yaşam tarzları hüküm sürmektedir. Böylece maddi ve manevi ögeler, yeni temeller üzerinden birbirini gerçekleştirmekte ve dönüştürmektedir. Ekonomik ve sosyal alanda kurulan bu ilişkiler, siyasal İslam’ın platformu olan partiler tarafından güçlü bir siyasal hegemonyanın temeli kılınabilmiştir.

İran, İslamcılık, Küreselleşme ve Protesto Hareketi
Farhang Morady
İran devriminden otuz yıl sonra, İslam Cumhuriyetinin doğası ve karakteri birçok ihtilafın konusu olmaya devam ediyor. Tartışmalar ortaçağ İslamı, fundamentalizm, anti-kapitalizm ve anti-emperyalizmi içeriyor. İran’ın politik ekonomisi aslında İslam Cumhuriyetinin başından beri değişken bir biçim alıp, eski üretim tarzını modern kapitalizme dahil ederek aynı kaldı. Bu süreçteki asıl saha, İran’ın politik ekonomisinde can alıcı bir rol oynamaya devam eden modern petrol endüstrisi ve bunun devletle ilişkileri olmuştur. Bu eşitsizlik politik, sosyal ve kültürel alanlara yansır ve din, bu süreçten muaf değildir: Küresel ekonomik ve politik dönüşüme uyum sağlamak için orijinal fikirler yeniden ortaya atıldı. Gerçekten de İran’da 2009 seçimlerinin ardından gelen olaylar, İslam Cumhuriyetinin homojen bir bütün olmadığını, bilakis toplumsal sınıflar çerisindeki köklerine göre farklı biçimlerde kendisini ortaya koyduğunu gösterdi. Protesto hareketi, İslam Cumhuriyetinin egemen çevrelerindeki bölünmelerin ne yedinci yüzyıl ortaçağ ideolojisini ne de geniş destekli radikal bir rejimi temsil ettiğini gösterdi: İslam Cumhuriyeti aksine, otoriter bir devlet modernizmidir.
İran’da Parçalanma ve İsyan
Peyman Jafari
İslam ve İslamizasyonun Aşılması
Mansur Hikmet ile yapılan bu röportaj Ocak 1999’da, Farsça olarak Negah yayınları tarafından basıldı.
Siyasal İslam ve Tarihsel Maddecilik-Bir Değiş Tokuş
Siyasal İslam’ı Çözümlemek: Geleneksel Tarihsel Maddeci Çözümlemeye Dair Bir Değerlendirme
Tariq Amin-Khan
Tarıq Amin-Khan’a Yanıt
Samir Amin
Din Olarak Kapitalizm
[74. Fragman]
Walter Benjamin
Din Olarak Kapitalizm: Walter Benjamin ve Max Weber
Michael Löwy
Marx’ın Para Teorisi: “Hayali” ve “Gerçek” Sermaye Farkı?
Gökçer Özgür – Hüseyin Özel
Çalışmanın temel amacı, Marx’ın yazılarında, sermayenin bileşenleri arasında bir rekabet değil, işbölümü olduğunu savunmaktır. Her türlü finansal işlemin dahil olduğu faiz getiren sermaye ile sanayi sermayesi birbirini tamamlayan işleyiş biçimlerine sahiptir. Ancak bu durum, Marksist yaklaşımlar bakımından iki önemli teorik sorunu ortaya çıkarmaktadır. İlk olarak olarak finans sisteminin işleyişinin dikkate alınması, henüz üretilmeyen bir değerin (ya da artık değerin) bugünden kullanımının ele alınmasını gerektirdiği için, Marksist değer teorisinin temel tezi olan değerlerin fiyatlara eşitlenme eğilimi bakımından sorun yaratmaktadır. İkincisi paranın analize sokulması belirsizlik yaratacağı için, beklentiler, spekülatif hareketler gibi nedenlerle ortaya çıkabilecek finansal kırılganlık riskini daha da artıracaktır. Bu çalışma, iki sorunu dikkate alabilecek Marksist bir yaklaşımın nasıl geliştirilebileceği konusunu tartışmaya açma amacını gütmektedir.